İstiqlal məfkurəsi

Hitam

Sözlükcük:

Acîb: çok tuhaf, acayip.
Adalat: adeleler, kaslar.
Agleb-i ihtimal: büyük bir ihtimalle.
Agniya: zenginler.
Ahşa: iç organlar.
Akalliyet: azınlık.
Akurâne: kuduzcasına, kudurmuşçasına; azgın.
Amîk: dipsiz, derin.
Anasır: unsurlar.
Arîz: geniş.
Arzu-yı zatî: kişisel istek.
Aşair: aşiretler.
Ath: bunama.
Avan: anlar; zamanlar.
Ba’de: sonra.
Ba’de’l-cerh: yaraladıktan sonra.
Ba’dema: bundan sonra, bundan böyle.
Ba’de’t-tahlif: yeminden sonra
Bâdî: sebep; vesile.
Bagiyane: zalimce.
Bâhis: bahseden.
Baligan ma-balg: bolca, fazlasıyla.
Bargir: beygir.
Bataet: tenbellik, yavaşlık, ağırlık.
Batî: ağır, yavaş.
Belahet: ahmaklık, düşüncesizlik, ne yaptığını bilmemek.
Ber-aks: aksine, zıddına, tersine.
Ber-vech-i zir: aşağıdaki gibi, aşağıda olduğu üzere.
Bila-hareket: hareketsiz, kıpırdamadan.
Binaberin: bunun üzerine.
Bi’n-nisbe: bir dereceye kadar.
Buğz: düşmanlık, kin, husumet.
Ca’li: uydurma, samimi olmayan, sahte.
Cerihadar: yaralı.
Daî: davet eden, celbeden/
Darü’l-eytam: yetimhane.
Daü’l-melal: mel’ankoli.
Deavi: davalar.
Devre-i demeviye: kan dolaşımı.
Duma: Rusya parlamentosu.
Dürüştane: katı, sert; sertçe.
Düvel-i İtilafiye: İtilaf Devletleri.
Ecanib: ecnabiler, yabancılar.
Ecsad: cesetler.
Edille: deliller.
Edviye: ilaçlar.
Elyevm: bugün, hâlâ.
Emarat: emareler, belirtiler.
Emraz: hastalıklar, marazlar.
En’am: mal, nimet.
Endaht: atmak; silah boşaltmak.
Enfî: burunla ilgili. (kelamı cüz’i enfidir – biraz burnunda konuşuyor)
Esbak: geçen, eski, sabık.
Esliha: silahlar.
Esnan: yaş dönemi; insan hayatındaki yaş dönemlerinden biri.
Etibba: tabipler, doktorlar.
Etvar: tavırlar.
Evasıt: orta, ortalar.
Eytamhane: yetimhane.
Ez-an-cümle: o cümleden olarak.
Faik: üstün.
Fecayi: facialar, belalar, felaketler.
Fecîa: bela, felaket, afet, musibet.
Firaş: yatak; döşek.
Gavail: gaileler, sıkıntılar.
Habaset: pislik, kötülük.
Hadeka: gözbebeği.
Hafr: kazmak, çukur açmak.
Haif: korkan.
Haile: trajedi, dram.
Halim: yumuşak, hoş.
Hassaten: hususi olarak, özellikle.
Hatime: son, nihayet.
Hatve: adım.
Hiras: korku, ürkü.
Hulliyat: pırlanta, altın, gümüş gibi süs eşyaları.
Hulul: zuhur etme, gelip çatma; girme, dahil olma.
Hums: beşte bir.
Hûn: kan.
Hurdbinî: mikroskopik.
Hususiyet: ahbaplık, yakınlık.
Hüsna: çok güzel, pek güzel.
Іsdar: çıkarma, çıkarılma.
Iskat: düşürmek; hükümsüz bırakmak; silmek.
Ittıla: haberli olma, öğrenme; haberi, malumatı bulunma.
Iyanen: gözle görülerek, belli bir surette, açık seçik.
Izrar: zarar verme, zarara uğratma.
İane: yardım.
İcalet: acele ile yapılan iş.
İctinab: çekinme, sakınma, uzak olma.
İctisar: bir işe cüret etme, cesaret gösterme.
İdare-i örfiye: askerî idare, sıkıyönetim.
İfna: mahvetme, yok etme.
İfrag: bir halden başka bir hale sokma.
İftirak: ayrılık, hicran.
İhdas: ortaya koyma, meydana çıkarma.
İhrak: yakma.
İhtifa: gizlenme, saklanma.
Ihtifal: hürmet ve saygı için büyük cemaatle yapılan merasim; cenaze alayı.
İhtilac: çarpma, çarpıntı; kasların gevşeyip büzülmesi; havale nöbeti.
İhtilat: görüşme, görüşüp konuşma.
İhzar: hazır etmek, hazırlamak.
İksa: giyme; giydirme.
İktiham: tahammül etmek, katlanmak, güçlükleri yenmek.
İlcakârane: zor kullanarak yapılan, zora dayalı.
İltima: parıldamak, ışıldamak.
İltiyam: yaranın kapanarak iyileşmesi.
İnbias: ileri gelme, meydana çıkma.
İndî: şahsî, keyfî.
İndiyyat: uydurma; birinin, kendi görüşlerine uygun olarak uydurduğu sözler.
İnfikâk: yerini terketme, yerinden ayrılma.
İnhilal: çözülme, dağılma.
İnhina: eğilme, kavilenme, yay biçimine girme.
İnkıta: kesilme.
İnkıyad: boyun eğme, teslim olma.
İntac: doğurma, meydana getirme.
İrae: gösterme, göz önüne koyma.
İrkâb: bindirme, bir vasıtaya bindirme.
İrsal: gönderme, yollama.
İrtikâb: kötü bir iş işlemek; çirkin bir iş yapmak.
İrtikâz: dikilme.
İsticvab: sorguya çekme, sorgulama.
İstihdaf: hedef; hedef edinmek.
İstihlas: kurtarma, kurtarılma.
İstima: dinleme.
İstiman: aman dileme.
İstinkâf: kabul etmeme, çekimser kalma.
İstirdad: geri alma, geri almaya çalışma.
İstiva: müsavi oluş.
İstizah: açıklama talep etme; gensoru.
İşhad: şahid gösterme, delil getirme.
İşrab: kapalı surette anlatma; bir maksadı dolayısıyla gösterme.
İtisafat: zulüm ve haksızlıklar.
İttihaz: edinme, kabul etme.
İttisal: ulaşma, kavuşma.
İzaa: kaybetmek, zayi etmek.
İzac: rahatsız etmek.
İzam: bir yere görevli olarak gönderme.
Kaari: okur.
Kadem: 1.adım; ayak. 2.metrenin 1/3’ne denk uzunluk ölçüsü.
Kâffe: hep, bütün.
Kâin: olan, bulunan, mevcut.
Kalil: az.
Kânun-ı evvel: Aralık ayı
Kânun-ı sani: Ocak ayı
Kariben: yakın vakitte.
Keff-i yed: el çekme, vazgeçme.
Kesir: çok.
Ketm: saklama, gizleme, söylememe, sır tutma.
Kizb: yalan.
Kuyudat: kayıtlar.
Laakall: enaz, hiç olmazsa.
Layenkati: aralıksız, durmaksızın.
Layuad: sayısız.
Leb: dudak.
Lede’l-muayene: muayene sırasında.
Lehib: alev, ateş; yangın.
Licam: dizgin, gem.
Maada: gayrı, başka.
Maaile: ailecek.
Maalkasem: yemin ederek, yeminle söyleyerek.
Maaüsera: esirlerle beraber.
Ma’dum: mevcut olmayan, yok olan.
Magmum: gamlı, kederli, tasalı, sıkıntılı.
Mahâkim: mahkemeler.
Mahdum: oğul, evlat.
Mahiyye: aylık.
Mahrukat: yakıt.
Mahzan: ancak, yalnız, sadece.
Mahzar: resmi evrak; mahkeme sicili; birçok kimse taratfından imzalanmış dilekçe.
Makasıd: maksatlar, gayeler, istekler.
Ma’kûs: zıt.
Mâlî: dolu.
Mariz: hasta.
Masun: emin, mahfuz, korunan.
Maşiyen: yaya olarak, yürüyerek.
Matuf: yöneltilmiş olan.
Maznun: zanlı, sanık.
Mebadi: başlangıçlar.
Mebrur: hayırlı.
Mecruh: yaralı.
Medhal: giriş.
Medhaldar: bir işte parmağı olan, bir işe karışmış olan.
Mefkud: yok, mevcut olmayan.
Mefruz: farzolunmuş.
Melce: sığınılacak yer
Melhuz: olası.
Memhur: mühürlenmiş.
Me’mul etme: umma, bekleme.
Menal: nail ve sahip olunan şey.
Menfa: sürgün yeri.
Men-heyse’l-mecmu: mecmu itibariyle, toplam olarak.
Mensiyy: kendisinden hiç bahsedilmeyen; unutulmuş olan.
Merbut: bağlı.
Merdümgiriz: insanlardan hoşlanmayan; kalabalıktan sıkılıp yalnızlık isteyn.
Merkum: adı geçen.
Merkûz: dikilmiş, saplanmış; sabit kılınmış.
Mervi: rivayet edilen, anlatılan.
Mesdud: kapalı.
Mesruk: çalınmış.
Metalibat: istekler, arzular, talep edilen şeyler.
Mevaid: vaatler.
Mev’ud: vadesi muayyen ve mukadder olan.
Mevziî: bir mahalle ait olan, umumi olmayan.
Mezunen: izinli olarak.
Mirfak: dirsek.
Muahede, muahedename: antlaşma.
Mufarakat: ayrılma.
Muhadenet: ahbaplık, samimiyet, dostluk.
Muhamî: himaye eden.
Muharrer: yazılmış, yazılı.
Muhasamet: düşmanlık.
Muhasım: hasım olan, düşmanlık eden.
Muhat: çevrilmiş, kuşatılmış.
Muhavere: konuşma.
Muhık: haklı.
Muhtefi: gizlenen, saklanan.
Muhtelit: karma, karışık.
Muhtell: bozuk, karışık, berbad.
Muhterik: yanmış.
Muhteriz: sakınan, çekinen; çekingen.
Mukayyıd: kaydeden, kaydedici.
Mumaileyh: ismi geçen, söz konusu edilen.
Mümza: imzalanmış olan.
Munzamm, munzamme: sonradan eklenen, ek, ilave.
Murabaha: faiz ile para alıp verme.
Murahhas: devlet veya herhangi bir kurum adına, yetkili ve vazifeli olarak bir yere gönderilen kimse.
Murahhasa: Ermeni piskoposu.
Murakabe: teftiş, inceleme, kontrol.
Musademe: çarpışma, vuruşma.
Musademat: çarpışmalar, vuruşmalar.
Musaraa: güreş, pehlivanlık.
Musırran: ısrarla.
Muslihane: barış ortamında, barış ortamına uygun olarak.
Mutavaat: tabi olma, baş eğme.
Muvafakat: uyma, uygun gelme; razı olma, rıza verme.
Muvahhiş: vahşet getiren, korku verici.
Muvasalat: ulaşma, varma.
Muza’afen: iki kat; katbekat.
Muzaf: izafe olunan.
Muzmahill: mahv ve perişan olma.
Mübaşeret: başlama, girişme.
Mübayaa: satın alma.
Mübayenet: ayrılık, gayrılık, hilaf, iki şeyin birbirine zıt ve akis olması.
Müctenib: çekingen.
Müddeiyat: iddialar; haksız talepler.
Müfrit: aşırı.
Mülasık: bitişik, yanyana.
Mülemma: bulanmış, sıvanmış.
Mümanaat: mani olma, karşı gelme.
Mümin: emniyete kavuşmuş, emniyette olan.
Münaferet: birbirinden nefret etme.
Mümza: imzalı, imzalanmış.
Münazaa: anlaşmazlık; muhalefet; ağız dalaşı.
Müncerr: ulaşan; sonuçlanan; nihayet bulan.
Münevveran: aydınlar.
Münevverü’l-efkâr: aydın düşünceli.
Münhezimen: hezimete uğramış olarak.
Münkasım: ayrılmış, bölünmüş, taksim edilmiş.
Mürevvic: yürüten, revac veren.
Müsadif olmak: rast gelmek, tesadüf etmek.
Müsalemet: iki taraf arasındaki barış.
Müsaraat: herhangi bir işe hızlı bir şekilde teşebbüs etme
Müsellah: silahlı.
Müskirat: içki.
Müsteid: istidat gösteren, bir şeye hazır durumda bulunan.
Müstetir: gizli, saklı.
Müstevli: zabteden; işgalci; her tarafa yayılan.
Müştedd: şiddetlenen.
Mütebaki: geri kalan.
Mütebayin: birbirine zıt olan.
Mütebeyyin: açık bir şekilde.
Müteenni: ağır davranan.
Müteezzi: eziyet içinde bulunan, eziyet çeken.
Mütehakkık: tahakkuk ederek.
Mütehammil: tahammülkâr; bir şeyi veya bir acıyı yüklenebilen.
Mütehassıs: uzman.
Müteheyyic: heyecanlanmış, coşmuş.
Mütekabilen: karşılıklı olarak.
Müteneffiz: nüfuz sahibi.
Mütevafık: birbirine uygun ve muvafık olan.
Mütevassıt: orta, orta halli.
Nafıa: bayındırlık.
Nafiz: sözü geçen, nüfuz sahibi.
Nedbe: yara izi.
Nefy: sürgün.
Neft: petrol.
Nevesan: hareket etme.
Nısfu’l-leyl: geceyarısı.
Nim: yarı; yarım.
Niyyat: niyetler.
Nuhuset: uğursuzluk.
Nukat: noktalar.
Pejmürde: dağınık, perişan.
Perverde etmek: beslemek.
Raci: ait, alakası olan, dair.
Râkib: herhangi bir vasıtaya binmiş olan.
Recül: adam, erkek.
Reddiye: kötülük, fenalık; azgınlık.
Reü’l-ayn: kendi gözüyle görerek.
Ricat: geri dönme; geri çekilme.
Rub’: dörtte bir.
Rüesa: başkanlar.
Safh: suçu bağışlama, günah ve cürmü affetme.
Sahabet: yardım etme, koruma.
Sail: saldırgan.
Sakil: sıkıntılı; çirkin, kaba.
Salben: asılarak.
Sal-hurde: ihtiyar.
Salib-i Ahmer: Kızılhaç
Salifü’z-zikr: mezkûr, yukarıda ismi geçen.
Sarik: hırsız.
Savb: taraf, cihet, yön.
Sebkat: geçme.
Semerber olmak: faydalanmak; sonuç çıkarmak.
Serâpâ: baştan ayağa.
Serirî: yatırarak hastaya bakma, klinik.
Sermuharrir: başyazar.
Seyr-i filmenam: uyurgezerlik.
Sirkat: çalma, hırsızlık.
Sît: şöhret, iştihar.
Şark-ı Vusta: Ortadoğu
Şedîden: şiddetli bir biçimde.
Şehka: hıçkırık; keskin çığlık.
Şerayin: atardamarlar.
Şeryan: atardamar.
Şitab etmek: koşmak.
Şühud: şahitler, tanıklar.
Taalluk: bağlılık, münasebet, alaka.
Taallukat: bir kimseni yakınları, akrabaları.
Taammüd: bilerek ve isteyerek, kasıtlı olarak yapma.
Taayyün: meydana çıkma, belli olma.
Ta’biye: muvaffakiyet için kullanılan vasıtalar.
Ta’dad: sayma, sıralama.
Tagayyür: değişme, başkalaşma.
Tahaffüf: hafifleme.
Tahaffuz: korunma, saklanma.
Taharriyat: aramalar, araştırmalar.
Taharrüş: tırmalanma.
Tahassüs: hislenme, duygulanma.
Tahattur: hatırlama.
Tahdid: sınırlama.
Tahmik: birini “ahmak” addetme; birine “ahmak” olduğunu söyleme.
Tahrirat: yazı; resmi mektup.
Tahriren: yazılı olarak
Tahşid: yığma, toplama, biriktirme.
Tahtelbahr: denizaltı
Takbih: kabahatli bulma, beğenmeme.
Taktil: öldürme, katletme.
Ta’lik: 1. asma; 2. erteleme.
Ta’mimen: herkese bildirilmek suretiyle.
Tarassud: dikkatlice gözetleme.
Tard: sürme, kovma, uzaklaştırma.
Tari olmak: ârız olmak, bir hal ansızın ortaya çıkmak.
Tasrih: belirtmek; açık açık anlatmak.
Ta’yib: ayıplama, kötüleme.
Tazammun: ihtiva etme, içine alma.
Tebarüz: belli olma, belirme, ortaya çıkma.
Tebeddül: değişme, değişikliğe uğrama.
Tebeyyün: belli olmak, sabit olmak, ortaya çıkmak.
Teb’id: uzaklaştırma, sürme, kovma.
Te’biye: hazırlık yapma.
Tebriye: bir kimseyi şüpheden ve zan altından kurtarmak; temizliğini ve suçsuzluğunu meydana çıkarmak.
Tebriye-i zimmet: uhdesinde bir şey olmadığını muhasebe veya muhakeme yoluyla kanıtlama
Tecziye: cezalandırma.
Tedafü: savunma, müdafaa.
Teehhül: evlenme.
Teessür: içlenme, kederlenme.
Tefessüh: çürümek, bozulmak.
Tefrik: ayırma.
Tegavvut: hacet giderme.
Tehevvür: gazap ve şiddet; sonunu düşünmeden bir işe saldırma.
Teheyyücat: coşup heyecanlanmalar.
Tehcir: ikamet ettiği yerden çıkarma, sürme.
Telebbüs: giyinme.
Telhis: hülasa etme.
Tel’in: lanetleme.
Temaruz: kendini hasta gibi gösteermek, hasta numarası yapmak.
Temayüz: kendini gösterme.
Temdid: devam ettirme, uzatma, sürdürme.
Temerküz: toplanma, birikme.
Tensib: uygun görme.
Teressüm: resmedilme.
Terhib: terör, tedhiş; korkutma.
Tesellüm: teslim alma.
Teslih: silahlandırma.
Tesviye: sonuçlandırma.
Teşevvüşat: bulanıklık, karışıklık, karmakarışık olma.
Tevakkuf: durma, duraklama, eğlenip kalma.
Tevessül: başvurmak, girişmek.
Tevfikan: uygun olarak.
Tevlid: doğurma.
Tevzi: dağıtma.
Tezayüd: ziyadeleşme, artma, çoğalma.
Tezkâr: zikretme, hatırlatma, anma.
Tûl: boy.
Tu’me: azık. (“Tume-i lehib” olmak: yanıp kül olmak.)
Ukb: bir şeyin sonu.
Üsera: esirler.
Vâhî: boş, mânâsız, faydasız.
Vaz-ı yed: el koyma.
Vâzî: vazeden; yapan, eden.
Vazu’l-imza: imza koyan, imzası bulunan.
Vehle: dakika, an, lahza.
Verst: metrik sistem öncesinde kullanılmış olan Rus uzunluk ölçüsü. 1,06 kilometreye eşitti.
Zahib: bir fikre ve zanna uyan.
Zaviye-i kaime: 90 dereceli açı.
Zecrî: zorla, zor kullanarak yapılan.
Zükûr: erkekler.
Zımn: maksat, meram; sebep.
Zıya: kaybolma, zayi olma.
Zî-kıymet: değerli, kıymetli.
Zimamdar: (yular tutan) mec.: idareci.
Zî-medhal: bir işe karışmış olan.
Zuafa: zayıflar, güçsüzler.

<< Əvvəli | < Geri