İstiqlal məfkurəsi

İki kere evlenen A. C. Saraçoğlu’nun ilk evliliğinden Emine Gülsen adında bir kızı olup hâlen Kadıköy’de ikamet etmektedir

A. C. Saraçoğlu çevresinde, Türk milletinin değerlerine bağlı, demokrat, çalışkan, disiplinli, vefalı, tutumlu ve yardımsever birisi olarak tanınmaktaydı. Gazetecilik yanında Karagöz oyununa ve denizciliğe karşı da büyük bir ilgisi vardı. Deve derisinden yapılmış paha biçilmez bir Karagöz tasvir koleksiyonu ile eski ve yeni üç bine yakın gemi kartı koleksiyonuna sahipti. Denizciliğe karşı olan merakıyla bütün dünya ülkelerinin donanmaları, ünlü gemileri hakkında bilgi toplar, yazılar yazar, yayınlardı. İyi derecede Fransızca bilirdi.

Yayımlanmış kitapları şunlardır: Torlakyan Davası, İstanbul 1921; Gazi Gemilerimiz, İstanbul 1953; Çanakkale Zaferi: 5-18 Mart 1915, İstanbul 1953; Fatih ve İstanbul Muhasarasında Türk Kahramanları ve Türk Kahramanlıkları, İstanbul 1953; Kahraman Gemicilerimiz, İstanbul 1954; Gazi Hamidiye’nin Şanlı Maceraları, İstanbul 1960. [İsmail Dervişoğlu’nun metni kısaltılarak verilmiştir.]

Son yıllar içinde yayıncılarımız onu keşfetmiş görünüyorlar. Gerçekten son iki yıl içinde onun şu adlar altında 5 kitabı yayınlanmıştır: 'Unutulan Meşhurlarımız 1' Mizancı Murad (Haz. İ. Dervişoğlu), Şema Yayınevi; Nisan 2006, 1. Baskı. 328 s.; 'Unutulan Meşhurlarımız 2' Resneli Niyazi (Haz. İ. Dervişoğlu) Şema Yayınevi; Nisan 2006, 1. Baskı, 210 s.; Fatih ve İstanbul'un Fethi; Şema Yayınevi; Mayıs 2006, 1. Baskı, 88 s.; Rauf Orbay ve Hamidiye / Gazi Hamidiye'nin Şanlı Maceraları, Yeditepe Yayınları, İstanbul, Eylül 2006, 280 s.; Çanakkale Zaferi 18 Mart 1915 'Düşman Geliyor Top Başına'; Yeditepe Yayınları; Şubat 2007, 1. Baskı, 108 s.

Torlakyan Davası:
Behbud Han Cavanşir’in Katli

İleri Kütüphanesi Numara 1

Zamanımızın En Büyük ve Merak-âver Muhakemesi
Torlakyan Davası

Ahmed Cemaleddin
İleri Muharrirlerinden

Tâbi ve Naşiri: İleri gazetesi

İstanbul

Ali Şükrü Matbaası - Bâbıâli, Cağaloğlu Caddesi

1337 [1921]

İfade-i Meram

Bir gazeteci sıfatıyla Torlakyan davasını İngiliz divan-ı harbinde takibe başlarken bu tarihî davanın bilahare iktisab edeceği mahiyet-i siyasiye ve milliyeyi vehle-i ulâda kestirememiş olduğumu itiraf etmek mecburiyetindeyim. Muhakeme, İngiliz divan-ı harbinde rüyet edilmesi dolayısıyla İngilizce cereyan edeceğinden İleri tarafından muhakemeyi takibe memur edildiğim dakikadan itibaren mesuliyet ve adem-i mesuliyeti emraz-ı akliye ve asabiye etibbasınca birçok kîl ü kaale sebebiyet veren Torlakyan’ın, divan-ı harb heyeti tarafından mücrimiyetine karar verildiği dakikaya kadar cereyan-ı muhakemeyi zabt hususunda maruz kalmış olduğumuz müşkilattan bahsetmek neye yarar? Dünyanın herhangi bir tarafında, herhangi bir gazeteci başarmağı deruhde eylediği bir vazifenin mucib olduğu müşkilatı iktiham etmek mecburiyetinde değil midir?

Şu kitabı yazmaktan maksadımız, bizzat şahid ve sâmii olduğumuz bir davanın din ve ırkdaşlarımız tarafından daima pîş-i tayakkuz ve intibaha alınmasını temin ve kurbanımız olduğu iddia edilen bir milletin istihdaf-ı gaye uğrunda tevessül ettiği nâ-meşru vesaiti ahlâfın sem’-i ıttılaına îsâlden ibarettir.

Vazifesi meşhûdât ve mesmûâtını bütün üryanlığı ve alelumum iğrençliğiyle vaz’-ı enzâr-ı kariîn etmekten ibaret olan bir gazeteci olmak itibarile, bir kısmında yegane Türk gazetecisi sıfatıyla hazır bulunduğumuz bu haile-i tarihiyeyi hemen hemen aynen neşrediyoruz. Haile-i tarihiye diyoruz, çünkü bu davada mevzubahis olan cihet bir şehidin hûn-ı şehadetinin taleb-i kısâsından ziyade nâ-hakk yere birçok müfteriyata, la-yuad ithamlara maruz kalan bir milletin tebriye-i zimmeti idi.

Maksadım, samii olduğumuz muhakemenin suret-i cereyanını aynen yazmaktan ibaret ve bu yazılardan bir netice-i mantıkıye ve intibahiye çıkarmak ise karie ait bulunmaktadır*[1].

Artık mazhar-ı lutf u muavenetleri olduğumuz zevata teşekkürden ve sadede girişmekten başka yapacak bir şey kalmadı. Tevfik Tanrıdandır...

Ahmed Cemaleddin

Vak’a Nasıl Tahaddüs Etti?

Kâtil Torlakyan, Cavanşir’i Nerede ve Nasıl Şehid Etti?

1337/1921 senesi Temmuzunun on sekizinci gecesi nısfu’l-leyle doğru bir kadın ve üç erkekten mürekkeb bir aile, bu Temmuz gecesinin boğucu sıcağı altında Tepebaşı Belediye Bahçesinin İtalya Sefarethanesine nazır olan kapısından çıkarak sağa saptılar. Sessiz ve durgun gecenin hava-yı sükûnetini ancak elektrik lambalarının çiğ ziyası altında bahçenin pek sunî görünen ağaçları arasından derinden derine taşan bir fokstrotun şehvet-engiz nağmeleri, nâlân bir çigan musıkîsinin şehkalı ihtizazları ihlal ediyordu. Kadınla üç erkek bahçeden çıktıktan sonra sağa sapıp Pera Palas oteli yolunu tuttukları zaman elleri ceketinin cebinde, şapkalı bir heyula, zayıf ve cılız bir gölge kendilerini takibe başladı. Bu üç erkek ile bir kadın hayattan memnun, kalbleri ıztırab ve elemden azade bahtiyar kimseler gibi konuşa-gülüşe ilerledikleri sırada şapkasını gözlerine kadar indirmiş, gözleri bir nokta-i sabite gibi bu gruba merkûz olan şahs-ı mechul, şikarını takib eden bir avcıya benziyordu. Grup tamam Pera Palas’ın köşesini dönmek üzere iken şahs-ı mechul seri birkaç adım atarak yaklaştı ve cebinden çıkardığı Mavzer revolverini, bu kâtil alet-i tahribi gruptan birine tevcih ederek ateş etmeye başladı. Silahın sert ve canhıraş tarakkası üzerine öndeki erkeklerden birisi yüzükoyun yere düştü; polis düdükleri havayı yırtmağa başladı. Mutaarrız ile, kadın başta olmak üzere, erkekler arasında bir boğuşma oldu.

Birkaç silah sesi daha... Sağdan soldan koşuşmalar... Daha yakından işitilen polis düdükleri... Sonra süngüleri, donuk ziyalar altında parlak iltimalar yapan müsellah bir devriyenin arasında uzaklaşan bir gölge... Ve mütekallıs parmakları ile asfalt kaldırımı kazıyan hûnîn bir vücut...

Ermeni fedaisi Torlakyan, Azerbaycan sabık Dahiliye Nazırı ve Cenubî Kafkas Sovyetleri lâhık Ticaret-i Hariciye Vekili Behbud Han Cavanşir’i katletmişti...

Behbud Han Cavanşir Kimdir?

Büyük Bir Milliyetperver – Azerbaycan’daki Faaliyeti – Ölümden

Kurtulması – İstanbul Murahhaslığı

1877 senesinde tevellüd eden Behbud Han Cavanşir neslen Karabağ hanzadelerinden ve İbrahim Han ahfadından Azad Han’ın mahdumudur. Behbud Han sultanî tahsilini Tiflis’te ve âlî tahsilini de Almanya’nın Freiburg Darülfünununda ikmal etmiş ve 1903 senesinde maden mühendisliği şehadetnamesini birincilikle ihraz ile vatanına avdet eylemiştir.

O zamanlar Azerbaycan; Rus taht-ı idaresinde bulunduğundan ve münevverler de pek az olduğundan tahsil gören gençler ancak mektebler küşadı veya cemiyet-i hayriyeler teşkiliyle iktifa ediyorlardı. Bu gibi vatanî vazifelerde cansiparane çalışan ve gayret gösterenlerden birisi de Behbud Han Cavanşir olmuştur. 1905 ve 1906 senelerinde cemiyât-ı hayriyede ve mekteb teşkilatında çalışmış olmasına rağmen Behbud Han’ın ismi Rus fevkalade valisinin kara kitabına geçmişti. Bu kara kitab, Azeri Müslümanlarının terakki ve tealisine çalışan ve vatanı düşman boyunduruğundan tahlise uğraşan İslam münevveranının esamisini muhtevi idi. İşte Behbud Han’ın milletine etmiş olduğu hizmetlerin birincisi muntazam mektebler vücuda getirmek oldu ve o tarihten itibaren Türk ve İslam düşmanı olan milel-i sairenin nazar-ı dikkatini celbe başladı.

Müteveffa, aynı zamanda aldığı maaşın azlığına rağmen darülfünunlarda birkaç Türk gencini kendi hesabına tahsil ettiriyordu. 1918 senesi Martının on sekizinde Bakü’de Müslüman eşrafını imha etmek için ihzar edilmiş olan ihtilalde; vatana karşı gösterdiği sadakat ve milletine karşı ifa ettiği cesurane hıdemât dolayısıyla ihtilalciler tarafından öldürülmek istenilen Müslümanların birincisi yine Behbud Han olmuştur. Düşmanın maksadı, yavaş yavaş kudret-i hayatiye göstermeye başlayan Azerbaycan Türklerini münevverlerinden mahrum ederek hayat-ı milliyenin inkişafına mani olmaktı.

Behbud Han ölümden, ancak mucize addedilecek bir firar ile kurtulabildi. Aynı sene zarfında Azerbaycanlılar ırkdaşları Türklerin muavenetleri sayesinde vatanlarını düşman istilasından tahlise muvaffak oldular. Bu sırada teşekkül eden Azerbaycan hükümet-i müstakillesinde Behbud Han Dahiliye Nazırı tayin edildi. Bir müddet sonra siyasetin tebeddülü üzerine Behbud Han memuriyetinden çekilmiş ve Meclis-i Mebusan azası ve bitaraf bir fırka reisi sıfatıyla vatanına hizmete koyulmuştu. Fakat Behbud Han yalnız tarik-i siyasette değil, aynı zamanda iktisadî sahada da çok çalışmış ve birçok ticarî, sınaî müesseseler vücuda getirmiştir. Son zamanlarda Bolşeviklerin Azerbaycan’ı istilası dahi Cavanşir’i bu milli faaliyetinden alıkoyamamıştır.

Bolşevikler evvel-i emrde Behbud Han Cavanşir’e itimad göstermemiş iseler de bilahare iktisadiyat sahasında mumaileyhin kudret ve kabiliyetini takdire mecbur kalarak kendisini salahiyet-i vâsıa ile İstanbul murahhas-ı ticarîliğine tayin etmişlerdir. Behbud Han bu vazife ile İstanbul’a gelmiş ve malum olduğu üzere Temmuz’un on sekizinci gecesi hain bir mermi bu genç zekânın faaliyet-i milliyetperveranesine namertçesine hatime çekmiştir.

Misak Torlakyan Kimdir?

Türkçe’yi Güzel Söylüyor da Sonra “Bilmem” Diyor! – Harb-i Umumi’de

Rusya’ya Firar – Ermeni Ordusunda Hizmet – Nihayet Cinayet

Behbud Han Cavanşir’in kâtili Misak Torlakyan, tahminen otuz iki, otuz üç yaşlarında, zayıf, orta boylu, esmer yüzlü, siyah kesik bıyıklı, ırkına has iri kemikli burunlu, etrafına lakaydane bakan iri ve siyah gözlü, muvahhiş nazarlı bir adamdır.

İlk defa olarak kendisini Mekteb-i Harbiye’deki İngiliz divan-ı harbinin sofasında, iki Türk polisinin ortasında bir kanapeye oturmuş, kelepçeli elleriyle ağzına götürdüğü sigarasından, uzun müddet çubuğundan cüda kalmış mutaassıp bir tiryaki icaletiyle, derin nefesler çekerken gördüğüm zaman, bu munis tavırlı, temiz lacivert kostümlü, parlak fotinli gencin kâtil Torlakyan olduğuna inanamamıştım.

Ancak kendisiyle birkaç kelime teati edebilmek için yanına yaklaştığımda haif ve itimatsız nazarları, mütereddid tavırları, uzun müddet düşündükten sonra az peltek diliyle verdiği cevablarla Torlakyan bende cidden kötü bir fiil işlemiş bir adam karşısında bulunduğumuz tesirini uyandırdı. Kendisine, nereli olduğuna dair sorduğum suale temiz bir Türkçe ile Trabzonlu olduğu cevabını verdiği halde işlediği cinayetten nadim ve pişman olup olmadığına dair ihtisasatı hakkındaki sualimi “Pek o kadar iyi Türkçe bilmem” diyerek cevabsız bırakmıştı.

Kâtil, divan-ı harb huzurunda iki Türk polisinin ortasında bila-hareket oturur ve Türkçe ile Ermeniceden başka lisanlar bilmediğinden şühudun ekseriya İngilizce, Rusça vaki olan şahadetlerini lakaydane ve adeta iç sıkıntısıyla dinlerdi. Halbuki gençliğini bilen, ailesini tanıyan Ermeni şahidlerin ifadatı kâtilde derin bir tesir uyandırırdı. Bunlar sorulan suallere cevab verdikçe Torlakyan da gözleri bir nokta-i sabiteye merkûz, düşünür dururdu.

Gerek kendi, gerek birçok şahidlerin ifadelerine nazaran Torlakyan an-asl Trabzon’un Şanar*[2] köyünden maruf bir çiftçi ailesinin oğlu imiş. Torlakyan 1914 senesinde Kagosyan ailesinden Paylik isminde bir kızla teehhül etmiş*[3] ve bu izdivacdan biri erkek diğeri kız olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiştir. Mahkemede “Pek Türkçe bilmem, yalnız Şanar’ın ibtidai mektebinde okudum, tahsilim Ermenicedir” dediği halde hitam-ı muhakemeyi müteakib hukuk-ı şahsiye vekiline gelen bir mahzarda Trabzon Darülmuallimînini ikmal ettiği bildirilmektedir.

Kâtilin Yerevant isminde kendisinden küçük bir biraderi, Ağavani namında köyünde hüsn ü melahatiyle meşhur bir de hemşiresi varmış. Validesi harbden evvel vefat etmiş. Elli beş yaşında olan pederi Agop Torlakyan’ın sıhhati ala-rivayet iyi olmadığı gibi, Aristakis ismindeki amcası da kilisesini sinemaya tahvil eden garibeperest bir rahib imiş.

Torlakyan, harbin zuhuru üzerine ailesiyle Rusya’ya firar ettikten sonra Ermeni ordusuna da gönüllü olarak dahil olmuştur. Kâtilin Rusya’da serseriyane bir hayat geçirmiş olduğu gerek kendisini tanıyan şuhûdun, gerek bizzat kendi ifadatından vazıhen anlaşılacağı üzere burada tekrarını lüzumsuz bulduk.

İki Türk ve bir İngiliz polisinin taht-ı nezaretinde her gün huzur-ı hakime herkesten evvel girerek yine herkesten evvel çıkan kâtil Misak Torlakyan hakkında istihsal edebildiğim malumat işte bundan ibarettir...

Divan-ı Harb Huzurunda

Heyet-i Hakime – Kâtili Kimler Müdafaa Ediyor? – Şehidin

Müdafileri – İthamnamenin Kıraati

Temmuz’un on sekizinci günü akşamı refikası ve iki biraderi ile Tepebaşı Bahçesi’nden avdet etmekte olan Azerbaycan sabık Dahiliye Nazırı Behbud Han Cavanşir’i Pera Palas oteli önünde revolverle şehid eden Misak Torlakyan muhakeme edilmek üzere İngiliz divan-ı harbi huzuruna çıkarılmıştır. Divan-ı harb heyet-i hakimesi zevat-ı atiyeden müteşekkil idi:

Reis: Birinci Hampşayer alayı kumandanı binbaşı Frizi; birinci aza: yüzbaşı Berkele; ikinci aza: mülazım-ı evvel Okonor. Makam-ı iddiada da miralay Ballar’ın yaveri mülazım-ı evvel Rikatson Hat bulunuyordu.

Heyet-i hakimenin masasının sağında, bir zaviye-i kaime teşkil etmek üzere konulmuş olan diğer bir masada müdafaa vekilleri bulunuyordu. Kâtil Misak Torlakyan’ın müdafaasını deruhde eyleyen vekiller Darülfünun-ı Osmanî ceza müderris-i sabıkı Hüsrevyan Efendi, evvelce İstanbul’da neşredilen Livanet Herald gazetesi müdir-i sabıkının oğlu Maltalı doktor Miçi ile Sivas mebus-ı sabıkı ve’l-yevm İstanbul Darülfünunu müderrislerinden Barsamyan Efendi idiler. Heyet-i hakimenin solunda ve müdafaa vekilleri ile karşı karşıya bulunan bir masada hukuk-ı şahsiye müddeileri vekili Haydar Rifat Bey ile tercüman Reşad Danyal Bey ile kâtibe, Mekteb-i Hukuk talibatından Süreyya Ağayef Hanım*[4] ahz-ı mevki etmiş idiler.

Hukuk-ı şahsiye vekilinden sonra tamam yanında müddei-i umumi mister Rikatson Hat bulunuyordu. Müddei-i umuminin yanındaki masa da matbuat mümessillerine tahsis edilmişti.

Müttehim, heyet-i hakime ile karşı karşıya iki Türk ve bir İngiliz polisinin taht-ı muhafazasında olarak, bir sıraya oturtulmuştu. Muhakemeye Dersaadet beyne’l-müttefikîn kuvva-yı işgaliye başkumandanı general Harrington’un imzasını hâvî atideki ithamnamenin kıraatiyle mübaşeret edildi:

“Tebaa-ı Osmaniye’den olup 1921 senesi Temmuz’unun on sekizinci akşamı Beyoğlu’nda Behbud Han Cavanşir’i katleden Misak Torlakyan katl maddesinden dolayı müttehim olup, merkumun divan-ı harb-i örfî huzurunda muhakemesi icra edilecektir.”

Bunun üzerine ilk şahid, Behbud Han’ın biraderi Cemşid Han Cavanşir’in şahadetine müracaat edildi.

Artık bu tarihi davanın rüyetine başlanmıştı.

İttiham Şahidleri

Vak’a Ne Suretle Oldu? – Torlakyan’ı Cinayete Sevkeden
Âmiller – Kafkasya’ya Rücu’ – Bakü’nün İşgali – Müslümanların
Katliamı – Ermenilerin Katli Rivayetleri – Bolşeviklerin
Azerbaycan’daki Muamelesi – Müsavat Fırkası

Birinci şahid: Şehidin biraderi Cemşid Han Cavanşir ba’de’t-tahlif ber-vech-i ati şahadette bulundu:

Geçen Temmuz’un on sekizinde, takriben saat 23 buçukta ben, iki biraderim ve yengem ile beraber Tepebaşı Bahçesi’nden çıkarak Pera Palas oteline doğru gidiyor idik. Otele yaklaşmış idik ki arkadan iki veya üç defa tabanca atıldığını işittim. Tabancayı atanın kim olduğunu bilmiyor idim. Ben, biraderim Behbud’un önünde yürüyor idim. Tabanca sesini işitir işitmez etrafa bakındım ve bu esnada birisinin elindeki tabancayı biraderime doğru sıkmakta olduğunu gördüm. Tabancayı atan adamın müttehim olduğunu tanırım. Biraderim kâtili yakalamak istedi. Fakat cerihadar olduğu cihetle muvaffak olamadı ve yere düştü. Aynı zamanda “Beni kurtarınız, kurtarınız” diye bağırdı. Ben, mütemadiyen tabancasını ateş etmeye çalışan müttehimi zapt etmeye uğraşıyordum. Bir aralık mutaarrızı yakaladım. Müttehim bu esnada bana da ateş etti ve sol gözümün yanından yaraladı. Polisin vüruduna kadar küçük biraderim ile yengem firar etmek isteyen müttehimi salıvermedik. Mahall-i vak’aya evvela bir Türk polisi geldi. Müttehimi polise teslim ile biraderimin yanına gittim. Biraderim henüz ber-hayat idi. Kendisinde iki ceriha gördüm. Bunlardan biri göğsünün sağ cihetinde ve diğeri midesinin sol tarafında idi. Biraderim hastaneye vusulünden üç çeyrek saat sonra vefat eyledi. Temmuz’un yirmisinde ihzar olunan cenaze merasiminde hazır bulundum. Müttehimi ilk defa olarak o gece görmüş idim. Kendisine suikast edileceğine dair biraderime hiç bir gûnâ ihbaratta bulunulmamış idi. Biraderim ile beraber Dersaadet’e Haziran’ın 25-ci günü geldik ve o tarihten beri Pera Palas otelinde ikamet ediyor idik. Azerbaycan’da biraderim ile şu son üç seneden beri birlikte yaşamakta idim. Biraderimin bir Ermeni katliamının zuhuruna sebeb olacak hiç bir gûnâ harekete tevessül etmiş olduğunu bilmiyorum.

Cemşid Han; müdafaa vekili Hüsrevyan Efendi’nin suallerine karşı ber-vech-i ati beyanatta bulundu:

İngilizlerin Bakü’yü tahliyesinden sonra o şehirde vuku bulan katliam esnasında ben Gümrü şehrinde idim. Bakü şehrinin 1918 senesindeki ilk tahliyesinde yani ilk Bolşevik kıyamı vuku bulduğu esnada ben ve biraderim Behbud Gümrü’de bulunuyorduk. İkinci tahliyeden sonra küçük biraderim ve müteveffa biraderim Behbud ile birlikde Bakü’de idik. Bu iki tahliye müddeti esnasında yani Türk kuvva-yı askeriyesi Bakü’yü işgal ettiği zaman tarih-i işgalden üç gün sonra büyük biraderim Bakü’ye gitti. Ben Bakü’ye 1919 senesi Mayıs’ında gittim. İngiliz kuvva-yı askeriyesi Bakü’yü ilk defa olarak takriben 1918 senesi Ağustosunda tahliye eyledi.

<< Əvvəli | < Geri | İrəli > | Sonu >>

*[1] Bu cümle, “Maksadım, samii olduğumuz muhakemenin suret-i cereyanını aynen yazmaktan ibarettir; bu yazılardan bir netice-i mantıkıye ve intibahiye çıkarmak ise karie ait bulunmaktadır.” şeklinde düzeltilebilir.

*[2] Şanar, daha sonra bir süre sonra geçeceği gibi Şana’dır. Şana bugünkü Trabzon’da havalimanının Yomra çıkışında yerleşen bir mevkinin adıdır. Metindeki Şanar yazılışları Şana diye düzeltilmiştir. (FG.)

*[3] Metinde “etmiş” kelimesi atlanmıştır.

*[4] Süreyya Ağaoğlu (1903-1990), hadise zamanı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1. sınıfta okuyordu. Ahmet Ağaoğu’nun kızıdır. Torlakyan davası ve anasının akrabası olan Behbud Han Cavanşir hakkında hatıra müellifidir. M.T.