Kitablar

İRAN TÜRKLERİ*[1]

-II-

Birinci makalemizde İran Türkleri'nin mevki-i coğrafilerinden bahsetmiştik. Bu makalemizde ise ahval-i içtimaiyye ve siyasiyyeleri hakkında i'ta-yı ma'lumat eyleyeceğiz.

Evvelki makalemizde de söylediğimiz gibi İran Türkleri denildiği zaman hatıra Azerbaycan gelir. İran Türklüğünün içtimai ve siyasi ahvalinden bahs esnasında bu keyfiyet biraz daha hususiyyet kesbeder. Çünkü Azerbaycan kıt'ası haricinde yaşayan Türkler (Türkmen ve Kaşkai kabaili gibi) henüz badiye-nişin, nim-medeni bir halde olduklarından bi't-tabii ahval-i hususiyyeye maliktirler ki bu hususiyyetten ayrıca bahsetmek lazım gelir.

Azerbaycan, nüfusça İran'ın en sıkı bir kıt'asıdır. Bu kıt'a mesaha-yı sathiyyece İran'ın yirmide birini teşkil ettiği halde nüfusça dörtte birini ihtiva eyler. İran'ın on milyon olan nüfusunu 1.645.000 kilometre murabba'ı arazide beher kilometreye takriben yedi nüfus isabet ediyor. Halbuki 80 bin kilometre murabba'ı araziye malik olan Azerbaycan; iki buçuk milyon nüfusu havidir ki beher kilometresine 31 can düşer.

Bir taraftan nüfusun sıklığı, diğer taraftan -geçen makalemizde izah ettiğimiz- su azlığı Azerbaycan kıt'asında toprak azlığına sebep olmuştur.

Kabil-i zira'at arazinin ahaliye adem-i kifayetinden başka ikinci bir topraksızlık belası daha vardır. Bu da arazinin ale'l-ekser büyük çiftlikler halinde az kimseler elinde bulunmasıdır. Ekine nisbetle ekincisi bol olan bu kıt'ada sahipleri ahalinin ihtiyacından istifade ederek sa'y ve amellerini pek bi-rahmane gasb (exploiter) ederler. Bununla beraber der-hatır edilmek iktiza eder ki İran hala kurun-ı vusta derebeyliğine yakın bir devre-i içtimaiyyededir. Mevcud ve ma'mulü'n-bih olan adat, rencberi tamamiyle arazi sahiplerinin pençe-i tazyik ve istifadelerinde bırakmağa müsa'iddir. Buraları düşünüldüğü zaman Azerbaycan köylüsü mukadderatının ne kadar elim olduğu anlaşılabilir.

Azerbaycan köylüsünün ne gibi şerait altında çalıştığı hakkında tamamen olmasa da, ba'zı ma'lumat verebiliriz. Burada zira'ate elverişli arazi iki kısımdır: Sulak ve deymi. Bundan başka arazinin mülkiyyeti nokta-i nazarından bütün İran'da olduğu gibi Azerbaycan'da da ekin yerleri üç kısma ayrılır: Birincisi hükumete mahsus arazi-i emiriyye ki, buna İran'da Halise diyorlar; ikincisi hususi ve büyük çiftlikler olup buna da Erbabi namını verirler; üçüncüsü de asıl rencberin zira'at ettiği arazidir ki, o tarafta Hurda-malik ismiyle yad ederler.

Arazi-i emiriyede çalışan köylü, ektiği her murabba-ı sünai (30 kulaç murabba'ı) topraktan 2 tümen (40 kuruş) ve ayrıca her köylü ailesinden de yine o miktar vergi alınır.

Çiftlik sahipleri ma'iyyetinde çalışan rencber, sulak yerlerde, tohum çiftlik sahibinden ve başka levazım rencberden olmak üzere husule gelen mahsulden çiftlik sahibinin verdiği tohumun nısfı iade edildiğinden sonra mahsulün üçte ikisi arazi sahibine verilir ve üçte birisi de rencbere kalır. Deymi yerlerde ise tohum ve sair levazım rencberden olmak üzere çıkan mahsulün 4, 6, 8'de birini alarak bakisini arazi sahibine terke mecburdur. İktisaden bu derece esir olan köylü ailesi Kapı harcı namıyla senevi 5 kıran (10 kuruş) vergi verir. Eğer malı varsa manda başına 3 kıran 10 şahı (7 kuruş), öküz başına 1 kıran 15 şahı (3 buçuk kuruş) vergi alınır. Ailenin erkekleri ayrı vergiye hanevar vergisi'ne tabi'dirler ki senevi her erkek can için 14 kıran 10 şahı (29 kuruş) miktarındadır.

Baladaki rakamlar, Azerbaycan'ın vilayet-i muhtelifesine nisbetle tenevvü peyda eden şeraitin en mutavassıt bir mikyasıdır. Fakat Azerbaycan köylüsünün ağır yükü bununla da kalmıyor. Senelerin sevk-i te'amülüyle bir resm-i mecburi halini almış hususi vergiler de vardır: Bayramlarda, eyyam-ı mahsusada köylü, arazisinde çalıştığı köy veya çiftlik sahibine tavuk, yumurta, yağ, peynir gibi hediyeler takdim ederek, muvaffak olursa ağasının, olmazsa akrabasının ellerini öper. Çiftlik ağalarının kethüdaları köye geldikleri zaman, köylü onları i'zäz ve ikram etmeye de ayrıca mecburdur. Şahseven kabaili ve Maku hanlığı*[2] idareleri altında bulunan köylülerin ahval-i umumiyeleri ise daha feci bir haldedir. Bu köylüler hanlarının ve kabile beylerinin bütün ma'nasıyla esiri hükmündedir. Maku hanlığı kurun-ı vusta feodalizmasını andırır. Bunun içindir ki İran inkılabı her yerden ziyade Maku hanlığında şiddetini göstermiş ve bütün köylüler tahammül-fersa hallerinden kurtulmak için silaha sarılmışlardı.

Azerbaycan kıt'asında, bütün mevcudiyyetiyle çalıştığı halde sefil bir hayat yaşayan Türk, ekmeğini biraz daha bolca çıkarmak ve ailesine bir "ak gün" kazanmak için terk-i vatan etmek mecburiyetinde kalır. Her sene bir çok Azerbaycan köylüsü Hazar denizi sevahiline, Rusya içlerine, Istanbul'a gelir. Bakü petrol ocaklarında en ağır hizmetleri gören Hacı Tarhan (Ejderhan)*[3] ve saire gibi limanlarda en agır yüklerini taşıyan, vatanını terke mecbur kalmış Azerbaycanlıdır. Bakü vilayetinin tarlalarını biçen, İstanbul'da tacir, kitapçı, tütüncü, bakkal ve saire gibi kesb ü kär ile meşgul olan yine bu Azerbaycan Türküdür.

Ekmeklerini kazanmak için ecnebi memleketlerine gitmeğe mecbur olan Azerbaycanlılar, bir müddet sonra bir mikdar para toplayarak çoluk çocuğunun yanına avdet etmek mecburiyetinde kaldıklarından her türlü meşakka tahammül eder ve kemal-i kanaatle geçinirler.

Azerbaycan Türkü memalik-i ecnebiyyeden başka İran'ın sair taraflarına da giderler. Her sene Halhal etrafından Gilan eyaletine bir çok amele gelerek pirinç tarlalarında çalışır.

Bu dehşetli mübareze-i hayat, Azerbaycan Türklerinde amelelikten başka bir takım hayati isti'dadlar tevlid etmektedir. Azerbaycanlılar iyi tacirdirler. Azerbaycan'ın merkezi olan Tebriz, İran'ın en birinci ticaret merkezi olduğu gibi, Azerbaycan taciri dahi İran erbab-ı ticaret arasında teşebbüs ve iktisadıyla mütemeyyizdir.

Amele olarak çalışmak maksadıyla köyünü bırakan Azeri, dünyanın bir köşesinde küçükten başlayarak dükkanını mağazaya, mağazasını da büyük bir ticaret evine tebdil eder. Bugün Amerika'da, İngiltere'de, Berlin ve sair memleketlerde böyle erbab-ı servet sabık Azerbaycanlı amelelere çok tesadüf edilir.

Azerbaycan'da çiftlik sahipleri bir taraftan köylüyü kabza-i esaretinde tutarken, diğer taraftan da şehirlerin hayat-ı iktisadiyesine te'sir ederek istifadesini iki kat eder. Bu gibi çiftlik ve köy sahipleri hububatını anbarlarında saklayarak pazarlarda mevcud zahirenin bitmesini ve fiatın yükselmesini bekler. Vakta ki kış gelir, yollar kapanır, kervanlar durur, köylerde açlık başlar; o vakit iddihar ettiği zahiresini fahiş fiatlarla satmağa başlar.

Şah-ı mahlu Mehemmed Ali Mirza9 veli-ahdlığı zamanında Tebriz'de ikamet ederken bu gibi muhtekirlerle biz-zat i'tilaf etmiş ve onun zamanı Azerbaycan tarih-i ihtikarının en vahşet-nak bir devrini teşkil eylemiştir.

Azerbaycan'da, [ahalinin]*[4] açlık te'siriyle isyan ederek ağaların buğday anbarlarına hücumu bu kıt'anın tarihinde pek kesirü'l-vuku'dur.

Azerbaycan kıt'asının hayat-ı içtimaiyyesinden bu kadar bahsetmeği kafi görerek hayat-ı siyasiyyesinden ma'lumat vermeği üçüncü makalemize bırakalım.

İRAN TÜRKLERİ*[5]

-III-

İran Türklerinin ahval-i siyasiyyesinden bahsetmeği üçüncü makalemize bırakmıştık.

İran'da Türkler, ne Rusya'da olduğu gibi mahkum ve ne de Türkiye'de olduğu gibi hakim bir millet değildirler.

İran Türkleri, asıl İranlı olan Farslarla hukukta müsavi vatandaş halinde bulunuyorlar: Aynı hakları, aynı imtiyazları haizdirler; ögeylik çekmezler.

Beş yüz seneden beri İran'da hükümran olan padişahlar hep Türk ırkından geldiler; bugün icra-yı saltanat eden Kaçar sülalesi de Türkmen kabilelerinden bir kabileye mensuptur. Fakat İran hükümdarlarının Türk olması Türklere hususi bir imtiyaz bahşetmediği gibi, Fars milletinin tazyikine de sebep olmamıştır.

Hükümdarların Türklüğüne rağmen memleketin lisan-ı resmisi Farisi kalmış ve merasim ve teşrifatta hep Farisi an'anatı muhafaza olunmuştur. Iran'da Farslar, Türklerin kuvvetli bazularına, cengaverlik seciyelerine dayanmışlar, Türkler de Fars medeniyetinin ma'neviyetine istinad eylemişler ve bu suretle teşrik-i mesa'i ederek İran hükümet-i hazırasını vücuda getirmişlerdir.

Farslar Türk hükümdarları kendi milliyetlerine mu'arız bulmadıklarından onları milli İran padişahları gibi takdis etmişler; Türkler de Fars medeniyetini ve Fars lisanını milli bir lisan-ı edebi gibi kabul eylemişlerdir. Bu suretle beş yüz seneden beri şahlık tahtında bir Türk hanı oturuyorsa da gerek bu hanlar, gerekse Türk ahali İranlılaşmış, yani Farslar tarafından temsil olunmuştur. Cüz'i miktarda Türkmenlerden başka Türkler, yani Azerbaycanlılar ve Kaşkayiler İran'ın mezheb-i resmisi olan şiiliğe tabi'dirler.

Şiilik İran Türklerini o kadar farslaştırmıştır ki, şimdi onlar kendilerini Türkleşmiş Fars, yani aslen

İranlı telakki ederler!..

Farslar yalnız ma'neviyat sahasında kalmamışlar, idare-i mülkiyye umurunda dahi nüfuzlarını bir derece muhafaza edebilmişlerdir; mesela elyevm hükumet sürmekte olan Kaçar sülalesi asrında sadrazamlık makamı Farslara hasrolunmuş gibidir; Kaçar şahları yalnız iki Türk sadrazam istihdam etmişlerdir ki onlar da Mehemmed Şah zamanındaki Hacı Mirza Ağasi ile Muzafferüddin Şah devrindeki şahzade Aynü'd-devle'dir. Bununla beraber Türkler ma'nen mağlup oldukları Farslara kuvve-i maddiyyece tefevvuklarından naşi İran hayat-ı siyasiyyesinde mühim bir mevki tutarlar: İran'da yaşayan Türk kabileleri (Şahseven, Kaşkai,  Türkmen...ilh.) İran devletinin tabi'i  askerleridir. Nasirüddin Şah zamanında hakikaten yalnız kağıt üzerinde mevcut olan yüz bin nizam askerinden 33 bini yalnız Azerbaycan'dan ahz ediliyor idi... Zabitanın çoğu Türktür; sipeh-salarlık (ser-askerlik) makamı ale'l-ekser Türkler tarafından işgal olunur.

Kaçar sülalesine mensup olan şahzadeler muhtelif vilayetlerin valiliğine askeri ve mülki selahiyet-i vasi'a ile ta'yü1 edilmişler ve bu "selahiyet-i vasi'a" nın temin etmiş olduğu fırsat neticesi olarak Iran'ın her tarafında Türk prensleri geniş malikaneler sahibi olmuşlardır. Valiliklerin ale'l-ekser Kaçar prensleri elinde olduğundandır ki İran'ın her tarafında Türkler'den büyük arazi sahipleri bulunduğu halde Azerbaycan'da arazi sahibi olan Farslar adeta yok gibidir.

Kaçarların zaman-ı saltanatlarında bir kaç kişi zuhur ederek Avrupa medeniyetinin İran'a idhali yolunda mücahede etmişler ve halkın teceddüd ve terakkisine hizmetde muvaffakıyyetle şöhret-yab olmuşlardır. Bunlar meyanında Türk şahzadelerinden veliahd-i saltanat Abbas Mirza birincilik şerefini ihraz eder. Abbas Mirza ilk evvel İran'da Avrupa-vari asakir-i nizamiyye teşkil ve bunun için İngiltere'den zabitler celbetmiş idi. Bu müteşebbis şahzade yalnız asakirin tanzimiyle kalmamış cihet-i mülkiyyece de vesail-i terakki ve te'ali-i mülk olacak esbabın bir an evvel İran'da husulü için mesa'i-i cemile göstermiş idi: Onun himmeti sayesinde (takriben yüz sene evvel) İran'da ilk matbaa te'sis olunmuş ve birinci def'a olarak Türk şehri olan "Tebriz" de kurşun basması kitaplar neşrine başlanılmıştır. O aralık İran'a i'lan-ı harb etmiş olan Ruslar'ın, iki sene müddet uğraştıktan ve pek şiddetli mukavemetlerle sarsıldıktan sonra, ancak İranlılara galebe edebilmesi teceddüd-perver Abbas Mirza'nın ıslahat ve ikdamat-ı vatanperveranesi neticesi idi. Eğer bu Rus muharebesi ve bi'n-netice mağlubiyet olmaya idi, bu mağlubiyet seiyyesi olarak Abbas Miıza'nın başlamış oldugu teşebbüsat akim kalmaya idi, ihtimal ki, İran'ın tekamül-i siyasisi başka bir yolda yürür ve İran bugünkü haline gelmemiş olurdu.

Abbas Mirza'dan sonra sadrazamlardan bir kaçı daha ıslahat fikrine düşmüşler ve bazı teşebbüslerde dahi bulunmuşlar ise de Abbas Miıza kadar bir muvaffakıyyete mazhar olamamışlardır, Abbas Mirza, sülale-i Kaçariyye'nin ilk hükümdarlarından Feth-Ali Şah'ın oğlu idi. Veliahd-ı saltanat oldugu halde naibü's-saltana ünvanıyla Tebriz'de otururdu ve bu Türk şehrini kendi ıslahat-ı vatan-perveranesine merkez-i faaliyet ittihaz etmişti.

O zamandan beri Tebriz (Veli-ahd-nişin) olmuş ve Kaçar sülalesinden gelen şahlar hep Tebriz'de büyümüş ve o Türk muhitinde terbiye almışlardır.

Veli-ahdlar, Azerbaycan vilayetinin büyük valisi rütbesini haiz idiler. İleride şahlık makamını ihraz edeceklerinden ahalinin hürmetine mazhar olmak emeliyle veli-ahdlar bi't-tabii seyyiat-ı idareye o kadar meydan vermemişler, bu sayede Azerbaycan vilayeti sair vilayetlere nisbetle daha müsait şera'it-i siyasiyye tahtında yaşamış, ruh ve maneviyatça daha az ezilmiştir. Bundan başka şahlar ale'1-umum Azerbaycan'da  büyüdüklerinden  kendilerini  oralı gibi telakki etmişler ve daima Azerbaycan menafi'ini başka vilayetlere mukaddem tutmuşlardır. Bu hareketleri kendi nokta-i nazarlarından bir tedbir-i siyasi idi. Zira İran kuva-yı askeriyyesinin kadrosunu teşkil eden Türkleri taltif etmek merbutiyet-i cinsiyeden sarf-ı nazar, hikmet-i hükümete de muvafık görülüyordu. İran meşrutiyyetini ilan etmekle kalıp ahalide umumi bir muhabbet kazanan Muzafferüddin Şah bu hususta daha ileri gitmiş ve hilaf-ı te'ämül olarak pederinin katlini müteakib tac ve taht-ı saltanatı teslim almak üzere Tebriz'den Tahran'a geldiğinde veli-ahdliğinde istihdam etmiş olduğu yerli (yani Türk) ma'iyetini de kendisiyle beraber almış getirmiş ve yine hilaf-ı teamül olarak Türk şahzadelerinden Aynü'd-devle'yi makam-ı sadarete geçirmiş idi. Muzafferüddin Şah'ın vefatını müte'akib oğlu Mehemmed AIi Şah pederinin hilafına olarak Azerbaycan'a adavet besledi. Ve fakat bu adavetin semeresini iktitafda gecikmedi: Kanun-ı esasiye karşı isyan eden bu mütemerrid şah kendine karşı silah be-dest müdafaa olarak Azerbaycan'ı buldu. Azerbaycan'ın merkez vilayeti olan Tebriz, İran'ın ikinci pay-i tahtı gibi telakki ediliyor.  Tahran'dan sonra şahlar memleketinin en mühim şehridir. Kesret-i sekenesi ve ehemmiyet-i ticariyesiyle bi'1-cümle İran şehirlerine tefevvuk eder.

Azerbaycanlılardan mülkiyye mekteplerinde istihdam olunanlar, askerlerden az ise de ahiren hariciyye nezareti memurini miyanında Türkler pek mühim bir yekun teşkil ederler; hal-i hazırda memalik-i ecnebiyede mukim İran süfera ve konsoloslarının milliyetini tedkik edecek olursak ekserinin Azerbaycanlı Türk olduğu meydana çıkar: İran konsolosları ekseriyetle Kafkasya ve Memalik-i Osmaniye gibi Türk memleketlerine ta'yin edildiklerinden İran hükumetince buralara Türk me'murlar tensib edilmişti. Hariciye nezaretinde büyük me'muriyetler dahi bir dereceye kadar terfi'-i rütbe usulüne tabi olduğundan bu makamlar da me'muriyyet, askeriyye gibi Türkler eline geçmiştir.

Devlet-i Aliye-i Osmaniye ile İran devletlerinin aralarında teessüs eden münasebat-ı vidadiyyenin ibtidasından bu ana kadar Dersaadet sefaretine ta'yin edilen İran süferasının bir iki kişi müstesna olmak üzere hepsi Türktür.

Azerbaycan'ın sair vilayata nisbetle daha az tazyik görmüş olmasına, memalik-i mütemeddineye yakın bulunmasına ve daima Rusya ve memalik-i Osmaniye'ye münasebetdar olmasına ilaveten İran Türklerini Farslara nisbetle daha müsaid bir halde bulunduran bir sebep dahi vardır ki, o da seciyye-i zatiyyeleridir: İran Türkü, başka Türk kardeşi gibi biraz muhafazakardır. Azerbaycanlı bir Türk, Şirazlı bir Fars'dan daha mutaasıbdır. Türk, Fars kadar hürendiş değil, fakat onun kadar azimsiz ve laubali değildir: Türk daha metin ve daha sebatkardır.

Altı seneden beri devam eden ve feci bir netice ile hitam bulmak üzere olan İran inkılabında Azerbaycanlıların müstesna bir mevki' ihraz etmelerinin başlıca sebebi de budur. Azerbaycanlı mutaassıb bir müslüman olduğu gibi, mutaassıb meşruteci ve öyle de mutaassıb bir şahçıdır. Ve bu seciye sayesinde idi ki Tebriz tamam 11 ay muhasaraya katlandı ve ahalisi ekmek yerine saman yedi de yine istibdad askerine teslim olmadı... Keza bu seciyeleriyledir ki inkılabın meydana çıkardığı simalar içinde yüksek makamları tutanlar Türkler oldu. Evail-i inkılabda hiçten bir kıyam-ı umumi türeten Settar Han10gibi kahramanlara, Abbas Ağa11 gibi fedailere, Sa'id Salmasi12 gibi hürriyet şehidlerine tesadüf edilir.

İran Türkleri inkılabın yalnız maddiyatını değil, maneviyatını da idare etmişlerdir. Tebriz adeta İran efkar-ı ahraranesinin bir nazım-ı mutlakı olmuştur, meşrutiyetin bır derece istikrarından ve Meclis-i Milli'nin küşadından sonra da Türklerin hayat-ı siyasiyyede ehemmiyetleri artmış ve adedlerinin nisbetinden fazla faaliyetleri görülmüştür.

Gerek birinci mecliste ve gerek ikinci mecliste Azerbaycan vekilleri nüfuz-ı nazar ve hamiyet-i vataniyyece sair arkadaşlarından daima yüksek bir mevki'de bulunmuşlardır.

İkinci meclis devrinde teşkil edilen hey'et-i vükela meyanında bir kaç Türk nüzzarı bulunduğu ve Ahmet Şah'ın13 asgariyyet-i sinni münasebetiyle niyabet-i saltanat makamına seçilen Adudü'l-mülk14 Türk olduğu gibi onun vefatını müte'akib intihab edilen ve şimdiki halde dahi makamını saklamakta olan Ebu'l Kasım Han Nasırü'l-mülk15 de Türktür.

İran Türkleri'nin hayat-ı meşrutiyyetteki rollerini - ehemmiyet-i mahsusasından dolayı- başka bir makaleye bırakıyorum.

İRAN TÜRKLERİ*[6]

-IV-

Bu kere İran Türkleri'nin İran meşrutiyyetindeki mev-ki' ve ehemmiyetinden bahsedeceğiz: Geçen makaledeki va'dimiz öyle idi.

Azerbaycan'ın İran meşrutiyyetindeki mevki'i kalbin bedendeki mevki'i mesabesindedir. Azerbaycan ahrarane harekatın meydanı, Tebriz ise onun kahramanlıklar gösteren bir merkezi olmuştur. Altı seneden beri imtidad eden muharebat-ı dahiliyyenin fevka'1ade sıkıntıları fedakar İran Türkleri'nin duş-ı tahammül ve hamiyyetlerine yüklenmiştir ki hala o ağır yükü taşımaktadırlar. Fransa inkilabında Marsilya, Osmanlı inkılabında Selanik ne ise, İran inkılabında da Tebriz odur. Tebriz, İran inkılabının ateşler yağdıran bir menba'ı idi. Azeri Türklerinden teşekkül eden hürriyet mücahidleri bütün İran zulmet-pesendanına karşı merdane göğüs germiş, dayanmıştır. İran'ın Enver ve Niyazisi Settar Han ile Bağır Han'ın16 kumandası altında Tebriz'in on bir aylık bir muhasaraya karşı gösterdiği kahramanlıkların öyle şanlı safhaları vardır ki, bu bahadır Türkler'in İranlılar arasında "Evlad-ı gayyur-ı Azerbaycan" diye temeyyüz etmeleri pek haklıdır.

Gerek Tebrizlilerin ve gerek sair Azerbaycanlı Türklerin hayat-ı meşrutiyyette ne gibi hizmet ve fedakarlıklar gösterdiklerinin tafsili beyanat-ı atiyyeden anlaşılacaktır.

İran harekat-ı ahraranesinde muharrik ve müessir fi'ili rolünü ifa eden üç tabaka eşhas var idi:

1- Memalik-i ecnebiyye ile münasebatta bulunan tüccar; 2- Memalik-i ecnebiyyede amelelik ederek tekrar vatanına avdet eden köylüler; 3- Mekatib-i dahiliyye ve hariciyyede tahsil gören zümre-i mütefekkirin.

Azerbaycan, İran'ın memalik-i mütemeddineye en yakın olan bir kıt'asıdır. Burası bir taraftan Rusya'ya, bir taraftan da Türkiye'ye hem-hudud olduğundan Azerbaycanlı tüccar Rusya'ya, İstanbul'a ve Avrupa'ya daha ziyade gidip gelirler; ecnebi memleketlerdeki kavanin ve intizamı, oralardaki usul-i idareyi görür ve muhessenatını bi'z-zat hissederler; bu suretle İran tabaka-i tüccarı, kanunsuzluktan ibaret hükümet-i şehen-şehiyyeden bizar olanlar beyninde mühim bir yekun teşkil ederler.

İkinci makalemizde Azeri köylüler külliyetli olarak Kafkasya ve içeri Rusya'ya amelelik için giderler, demiştik. İşte bu ameleler dönerken ailelerine bir parça ekmek parası tedarik ettikleri gibi, Rus inkılabından ve bu inkılabın sıfat-ı esasiyyesi olan amele harekat-ı ahraranesinden mülhem olarak bir fikr-i inkılab da taşıyordular. Atide görüleceği veçhile Rusya amele harekatına peyrev İraniler, sosyalist ünvanı taşıyan siyasi bir fırka teşkil etmişlerdir.

İran mütefekkirini içinde dahi Türklerin mu'tena bir mevki' tuttukları hemen nazara çarpar. Memaliki ecnebiyyeye tahsile giden gençlerin çoğusu Şimali İran'dan giderler. Tahran mekatib-i aliyye ve taliyyesinde dahi Azerbaycanlı talebe az değildir. Tahran'dan sonra İran'ın yegane menba'-ı irfanı da Tebriz'dir; az çok yeni mektepler açılmış ise, burada açılmıştır.

İran'da intibah fikri devri olan sonuncu senelerin erbab-ı sa'y ve zekası tahkik olunursa, Türk olan bir çok muhterem simalara tesadüf edilir. Bunlar büyük bir gayret ve muvaffakiyyetle teceddüd ve terakki bayrağını yüksek kaldırarak şayan-ı takdir olan ciddiyetleriyle İranlılığı uyandırmaya çalışmışlardır.

Bunlardan meşhur olanlarını muhtasaren zikredelim:
Başta Şeyh Cemaledden Efgani gelir ki, bütün şarkın intibahındaki derece-i te'sirleri ta'rifden müstağnidir.*[7]
Sonra Tebrizli Mehemmed Tahir Bey'le yine Tebrizli Talibzade Abdürrahim Bey ve Merağalı Hacı Zeynelabidin Efendileri sayabiliriz.

Mehemmed Tahir Bey17 bundan takriben 30 mukaddem Istanbul'da "Ahter" namında Farisi bir gazete neşrediyordu. "Ahter" İran intibah devrinin avamil-i mühimmesinden addedilmektedir; İran efkar-ı umumiyyesi üzerine pek ziyade nüfuzu olmuştur. Tahir Bey vaktiyle Osmanlı Encümen-i Ma'arifine a'za tayin edilmiş idi; el-yevm hal-i hayatta iseler de ihtiyarlaşmış ve bir güşe-i inzivaya çekilmiştir.

Abdürrahim Efendi18 son devrenin üdebası beyninde büyük bir nüfuz sahibi ve pek meşhur idi. Kudret-i kalemiyyeleri müsellemdir: Pedagoji nokta-i nazarından hususi bir maharetle yazılıp, gayet suhuletle okunan "Sefine-i Talibi veya Kitab-i Ahmed"*[8] nam eseri Farisi edebiyat-ı ahiresinin zübdey-i asarındandır. Musahabe yollu yazılmış ve selis bir tarz- beyanla aksam-ı fünuna ait faideli ma'lumat veren bu kitap medeniyyet-i cedide için çırpınan yürekleri teshir ettiği gibi karanlık kalplere de infaz-ı nur edebilmiştir. Kitab-ı Ahmed şimdi İran'da en çok okunan kitaplardandır. Müellifin bu kitaptan başka ilm-i hey'ete, hikmet-i tabiyyeye, içtimaiyyat ve tarihe ait dahi bir çok asarı vardır. Müma-ileyh iki sene evvel Kafkasya'da vaki' Teymurhan Şura şehrinde kendi köşkünde vefat eyledi. Merhumun eserlerinin çoğu İstanbul'da basılmıştır.

Kitab-ı Ahmed'ten daha ziyade okunan ve daha ziyade icra-yı te'sir eden bir kitap -ki İran devre-i intibahı edebiyyatının şah-karı te'lakki edilebilir. Merağalı Hacı Zeynelabidin Efendi'nin19 roman-vari yazdığı Seyahat-name-i İbrahim Bey ünvanlı eser-i meşhurudur. Hacı Zeynelabidin Efendi, bu eserinde gayet nafiz bir lisanla İran istibdadını, cehaletini, fesad-ı ahlakını tenkid eder ve bütün bunların çaresini kanuni ve medeni bir hayat-ı içtima'iyyenin te'sisinde görür. Farsça yazılmış bu kitap Mısır'da basılmıştır. Devr-i istibdadda İran'a duhulü memnu' idi. Fakat memnu'iyyetine rağmen kitabı okumayan az kalmıştı. Hacı Zeynelabidin Efendi tüccar tabakasına mensup olup İstanbul'da ticarethaneleri var idi. İki sene evvelisi vefat etmiştir. Seyahatname'nin ikinci ve üçüncü ciltleri İstanbul'da basılmıştır.

<< Əvvəli | < Geri | İrəli > | Sonu >>

*[1] Türk Yurdu, 2.c., 1328 / 1912. Sayı: 2(14), s.428-432.

*[2] Maku hanlığı; Rusya, Osmanlı  hududunda ve Ararat (Ağrı naş.) dağı eteğinde vaki'dir.

*[3] Türkiye'de daha çok Astarhan şeklinde bilinir. (Naş).

*[4] Metinde bu kelime yoktur. Ilave edilmesi uygun görüldü. (Naş.)

*[5] Türk Yurdu, 2.c., 1328 / 1912. Sayı: 6(18), s.551-556.

*[6] Türk  Yurdu 2.C., 1328/1912, Sayı.9 (21), s.648-556

*[7] Şeyh merhumun milliyeti mes'elesi ca-yı münakaşadır. Fazıl-ı muhterem Ahmed Bey Agayev hazretleri merhumun Türk olduklarını söyleyerek Meragalı olduklarını  da tavzihan beyan buyurmuşlardı. Fakat bizim malumatımıza göre şeyh bazen -isimlerinin ahirine telfik edilen "Esed-abad" nisbetinden de anlaşıldığı üzere Hemedanlıdır. Esed-abad, Hemedan kazasında vaki' Türk köylerindendir. Şeyhin  bugün bile mezkur köyde akrabaları  vardır.

*[8] Eserin adı “Kitab-i Ahmed veya Sefine-i Talibi” şeklindedir. Yanlış hatırlanmış olmalı (Naş.)