Kitablar

MEHMED EMIN RESULZADE

İRAN TÜRKLERI

(Türk Yurdu ve Sebilürreşad'daki Yazıları)

Hazırlayanlar

Dr. Yavuz Akpınar İrfan Murat Yıldırım-Sabahattin Çağın
Türk Dünyasi Araştırmaları Vakfı
İstanbul
1993

SUNUŞ

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı olarak, Mehmed Enun Resulzade'nin bütün eserlerini neşretmeyi üzerimize almış olmaktan büyük bir şeref ve gurur duyuyoruz.

Tarihte siyasi kaderi Mehmed Emin Resulzade gibi olan Pek çok Türk büyüğü vardır.  Kendi vatanlarında korkunç işkencelere maruz kalmaktan, kendi vatanlanın yabancı işğaline uğramasını görmenin dehşetli ızdırabını yaşamaktan, kendi vatanlanın dışında yaşamaya ve hatta ölmeye mecbur olmanın dayanılmaz acısıyle kavrulmaya kadar varan bu siyasi kadere karşı, bu insanların bugün 250 milyon Türkün kalbinde unutulmaz yerlerini almış olmaları tarihin bize verdıgı  tek tesellidir.

Benzeri bir siyasi kaderi, aynı ideal için aynı demokratik mücadeleyi vermiş, Türklük şuur ve gururunun günümuzdeki mümtaz  temsilcilerinden biri olan  ELÇİBEY de yaşıyor. Azerbaycan da seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı olduğu halde miting meydanlarında ve dairelerde yalnız ATATURK'ün ve REZULZADE'nin resimlerinin bulundurulmasına izin veren bu   büyük  insan,  bize  Vakıf olarak  "Resulzade'nin  ve Gaspıralı'nın Belgesel Filmlerini" yapmamızı tavsıye etmışti ve onun iradesiyle Azerbaycan'ın YADDAŞ film kuruluşuyla müştereken biz bu isteği yerine getirdik.

Sevincimiz şudur ki aynı kaderi paylaşan Elçibey, sağlığında 250 milyon Türk'ün kalbine yerleşmiştir ve biz Elçibey ile ilgili ilk kitabı çıkaran Vakıf olduk ve onun arzusunu filmden sonra Resulzade’nin bütün eserlerini yayınlayarak da yerıne getiriyoruz.

IÇINDEKİLER

Sunuş
Prof. Dr. Turan YAZGAN
Önsöz Yerine
Dr. Yavuz AKPINAR

I- İRAN TÜRKLERl

(Türk Yurdu Dergisindeki Yazıları)

  1. İran Türkleri I
  2. İran Türkleri II
  3. İran Türkleri III
  4. İran Türkleri IV
  5. İran Türkleri V
  6. İran Türkleri VI

II- İRAN HAKKINDA MAKALELER

(Sebilürreşad Dergisindeki Yazılan)

  1. İran Nedir?
  2. Hükümet-i Osmaniyye ile İran Beyninde Maddı ve Ma'nevı Rabıtalar
  3. Düşmenin Hücumunu Beklerken
  4. İran Tarihçe-i İnkılabı -I- Nasirüddin Şah Devri
  5. İran Tarihçe-i İnkılabı -II- İnkılab Mütefekkirin ve Muharrirleri
  6. İran Tarihçe-i İnkılabı -III-
  7. İran Tarihçe-i İnkılabı -IV- Muzafferüddin Şah Devri: 1 İsrafat - İstikrazat - İmtiyazat
  8. İran  Tarihçe-i İnkılabı -V- Muzafferüddin Şah Devri: 2

NOTLAR

SÖZLÜK

İNDEKS

ÖNSÖZ YERİNE

Mehmed Emin Resulzade'nin külliyatını yayınlamaya "Azerbaycan Cumhuriyeti; keyfiyyet-i teşekkülü ve şimdiki vaziyeti"*[1] adlı eserinden başlamıştık.

Bu defa iki ayrı dergide İran Türkleri hakkında neşretmiş olduğu makaleleri okuyucularımıza sunuyoruz.

Mehmed Emin Resulzade, İran'dan ayrılmak zorunda kalınca İstanbul'a gelmiş ve burada tesbit edebildiğimiz kadarıyla 1912 yılının başlarından itibaren ilk yazılarını Türk Yurdu dergisinde yayınlamıştır. İran Türkleri başlığı altında birbirinin tabii devamı olan 6 makale halindeki bu yazıların en önemli yanı, Türkiye'de ilk defa İran Türkleri’nin yakın geçmişi hakkında geniş bilgi vermeleri ve o muhiti çok iyi bilen bir kimsenin kaleminden çıkmış olmalarıdır.

O zamanın en etkili ve en yaygın dergilerinden biri olan Türk Yurdu'nda çıkan bu yazılar, Türk aydınlarının İran'ı artık "Acem"lerin yurdu olarak değil de, üçte biri Türk olan bir ülke olarak görmelerini sağlamıştır, diyebiliriz.

Bilindiği gibi uzun süren ve batılılarca da alevlendirilen Osmanlı-İran ihtilaflarının bir neticesi olarak Türk aydınları, XX. asrın başlarında "Acem" dedikleri ve "Şii" oldukları için de Farslardan ayırmadıkları İran Türklerini çok az tanıyorlardı. XX. yüzyılın başlarında Türkiye'de Türkçülük şuurunun gelişmesi Şiı-Sünni, İranlı-Osmanlı zıtlaşmalarını, düşmanlıklarını da zayıflatmaya başlamış, aynı dönemde bu iki ülkenin müşterek demokratik düşünceleri paylaşması aralarında yakınlaşma sağlamış, eski ihtilafların ortadan kalkmasına yardım etmiştir. Bu yakınlaşmada dünyada etkili hale gelmiş siyasi İslamcılık düşüncesinin rolü olduğu da unutulmamalıdır. Bütün bu sebeplerle İttihatçılar 1906-1911 yılları arasında İran'da daha çok Türklerin öncülük ettikleri meşrutiyet hareketlerine büyük bir sempati duymuşlar, hatta bu hareketi doğrudan doğruya desteklemişlerdir. İttihatçı Ömer Naci'nin bu yıllarda Tebriz civarındaki faaliyetleri bunun güzel bir örneğidir.

Mehmed Emin Resulzade'nin Türk Yurdu'nda çıkan bu yazıları, Türkiye'de İran Türklerine karşı artmış bulunan ilginin ihtiyaç duyduğu bilgiyi okuyuculara ulaştırıyor, İran'ın gerçek yüzüyle tanınmasını sağlıyordu.

Herhalde bu ilgi sebebiyledir ki, Mehmed Emin Resulzade Türk Yurdu'ndaki bu seri yazılarından sonra, Sebilürreşad dergisinde de İran ve İran Türkleri hakkında yazılarına devam etmiştir.*[2]

Bütün Türk ve İslam aleminde çok iyi bilinen ve okunan Sebilürreşad dergisinde Mehmed Emin Resulzade'nin 8 yazısı yer almıştır. Hepsi de İran'la ilgilidir. Demek ki, Türkiye'de İran ve İran Türkleri hakkında uyanmış bulunan ilgi, daha da fazla bilgiyi gerekli kılıyordu. Üstelik o devirde Türkiye'de İran gerçeklerini Resulzade'den daha iyi anlatacak, açıklayacak kimse yoktu. O, 1908-1911 yılları arasında İran'da devrinin en etkili günlük gazetelerinden biri olan İran-ı Nev'i çıkarmış, sosyal demokrat görüşleri olan bir siyasetçi olarak da faaliyet göstermişti.

Sebilürreşad'daki yazıları Türk Yurdu'ndakilerin tabii bir devamıdır. Bazı konuların bu ikinci yazı serisinde biraz daha geniş bir şekilde ele alınmış olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu yazılar daha çok İran'ın umumi tarihine hasredilmişlerdir. Bu da İran Türklerinin geçmişini anlamamıza geniş ölçüde yardımcı olmaktadır.

Resulzade bu yazılarında, her şeyden önce İranda’ki Türklerin varlığına dikkati çekiyor. Bu ülkenin "her zaman üçte biri Türktür!" diyor. Daha sonra da İran'ın siyasi, iktisadi ve medeni hayatında Türklerin oynadığı etkili rolü açıklıyor.

Resulzade İran'daki Fars-Türk çekişmelerini gayet objektif bir şekilde bir uzlaşma ve dostluk havası içinde ele almıştır. Onun bu şekilde hareket etmesi tecrübelerinden kaynaklanmaktadır. Türkiye-İran, Azerbaycan-İran meselelerine bakış tarzı, yorumları ve teklifleri, bugün bile bize ışık tutacak değerdedir. Yazıların yeniden neşrini gerekli kılan da bu özelliğidir.

Sebilürreşad dergisindeki yazıları arasında biri özellikle dikkatimizi çeker: "Düşmanın Hücumunu Beklerken" adlı makale Balkan Savaşının başlangıcında yazılmıştır ve konusu itibarıyla da diğer yazılarından ilk bakışta farklılık gösterir. Çünkü artık bu yazı, Balkan Savaşının başında Osmanlıların maruz kaldıkları "yeni bir haçlı seferini", emperyalizmin çirkin taraflarını açıp gösterir. Bu özelliğiyle de İran Türkleri konusundan uzakmış gibi görünür. Biraz daha dikkat edilirse bu makale, kendinden önce yayınlanan "Hükümet-i Osmaniyye ile İran Beyninde Maddi ve Manevi Rabıtalar" adlı makale ile bütünlük gösterir. Resulzade emperyalist Batı karşısında Türkiye ve İran'ın işbirliği yapmaları gerektiğini öne sürmüştür. Gerçekten de sonraki olaylar onu haklı çıkarmıştır.

Resulzade'nin İran Türkleri hakkında Sebilürreşad'da çıkan yazıları yarıda kalmışhr. Kendisi de bunu Stalin hakkındaki hatıralarında açıklamıştır.

Burada bir araya getirerek yayınladığımız makalelerin Azerbaycan açısından da değeri büyüktür. Resulzade, bir Azerbaycanlı Türk olarak, ilk defa İran ve İran Türkleri hakkında yorumlarda bulunmuş ve bu bakımdan da Kuzey Azerbaycan'da bugün artık tarih araştırmalarının hususi bir dalı haline gelmiş bulunan "Cenup Mevzuu"nda daima göz önünde bulundurulması gereken değerlendirmeler yapmıştır. 

Günümüzde Kuzey Azerbaycan'da Türkçülük ve demokratikleşme düşünceleri güç kazanırken, İran Türkleri kendi problemleri için yeni bir çıkış yolu ararken, Türkiye bütün Türk dünyası için yararlı olabilecek temel siyasetini belirlemeye çahşırken, zamanın sınaklarından başarıyla geçmiş, ileri görüşlü, engin düşünceli bir milli lider olan Resulzade'nin kaleminden çıkmış bulunan İran ve İran Türkleri hakkındaki bu makaleler, hepimizin yolunu aydınlatacaktır.

Makaleleri bu inançla yayınlıyor, kusurlarımızın ve eksiklerimizin bildirilmesinden memnun olacağımızı özellikle belirtmek istiyoruz.

Resulzade külliyatının 3. cildi olarak 1928'de Türk Yılı toplusunda çıkmış bulunan Kafkasya Türkleri adlı seri halindeki makaleleri hazırladığımızı burada konuyla ilgilenenlere duyurmak istiyoruz.


Yavuz Akpınar


İRAN TÜRKLERİ*[3]

-I-

Üç bin senelik tarihi bir an'aneye malik olan ve Şark medeniyet aleminde hususi bir mevki kazanan İran, bu gün hayatının en çetin, en korkunç günlerini geçirmektedir. Çoktan beri istiklal ve tamamiyyet-i mülkiyyesini Rus ve İngiliz rekabetine ve Avrupa siyasi muvazesine borçlu olan İran, yabancı desteklere dayanan her memleket gibi, şimdi istinad-gahsız kalmıştır. Eski İngiliz-Rus rekabeti yerine bugün İran'ın inkısamını iltizam eden bir i'tilaf, bir dostluk var. Merakeş ve Trablusgarb meseleleri1 dolayısıyla bozulmuş olan siyasi muvazene, İran'ı İngiliz ve Rus himayesine almaktan ibaret olan şu i'tilafın tatbiki için en münasip ve en elverişli bir fırsat teşkil etti. Zavallı İran muttasıl feryad ediyor. Lakin kimse dinlemiyor. Dinleyenler varsa da imdad edemiyorlar.

Ekseriyeti Fars milletine mensub olan şu tali'siz memleketin mühim bir kısmını da Türkler teşkil ediyor. Maksad ve mesleği Türkler'in faidesine çalışmak olan Türk Yurdu2, ahval-i hazıra münasebetiyle kari'lerine İran Türkleri hususunda bi't-tabii malumat vermek ister. "Yurd" un arzusu üzerine bir İran gazetecisi sıfatıyla, elemlerine iştirak ve emellerine hizmet etmiş olduğum İran'ın kısmen olsun ta'rifinden ibaret olan şu vazifeyi iktidar ve ma'lumatımın müsa'ade edebileceği bir dairede maal-memnuniyye ifa etmek arzusundayım.

Elde tahkiki bir istatistik olmadığından İran'ın nüfus adedi muhtelif olarak rivayet ediliyor. İranilerin kendi aralarında pek münteşir bir telakkiye bakılacak olursa, ahali 30 kürur (15 milyon)a baliğ olmak lazım gelir. Iran gazetelerini okumuş ve Meclis-i Milli3 müzakeratını dinlemiş olanlar çok def'a "otuz kürurluk İran milletinin mukadderatından" bahsedildiğini ve "otuz kürurluk bir kütlenin meb'usu" suretiyle istizahatta bulunulduğunu, fakat arasıra şu adedin azalıp çoğaldığını da anlamış olurlar. İlk defa toplanan Darü'ş-şura-yı Milli4'de Azerbaycan mebuslanndan meşhur Tağızade5 bu uygunsuzluğu görmüş ve irad ettiği nutukların birisinde "mebuslar kendi aralarında hiç olmazsa mebusu oldukları milletin aded-i nüfusunda ittihad etsinler" telmihinde bulunmuş idi.

İranlılar arzu olunan bu "ittihadı" mezkur memleket halkının 15 milyon dairesinde hasıl etmeğe meyyal iseler de ecnebi coğrafyacıları bu adedin 10 milyondan ziyade olmadığını iddia ediyorlar ki hakikate en yakını bu olsa gerektir. Ma-mä-fih hiç bir şekk ve tereddüde meydan kalmamak üzere İran'ın nüfus-ı umumisi 9 milyon hesap edilirse bunun en azdan üçte biri, yani 3 milyonu hiç şüphe yok ki Türktür.

İran Türkleri başlıca Azerbaycan'da sakin oluyorlar. İran Azerbaycanı*[4] İran'ın şimal tarafında vakidir. Ve İran'da mevcut sekiz eyaletin en mühimidir. Bu eyalet, şimalen Rusya ve garben Osmanlı hududlan ile mahduddur. Talış gibi bazı ormanları ve Muğan sahrasının İran kısmı istisna edilirse Azerbaycan ale'1-umum dağlıktır. Bu dağlardan en mühimleri Savalan,Sehend, Karadağ silsileleridir. Erdebil kazasında vaki Savalan dağı 4725 metre6 irtifa'ında Meraga kazasındaki Sehend dağı 3105 metre7 yüksekliğinde bulunuyorlar. Bu kıt'a dağlık olmakla beraber zira'ate elverişli, münbit toprağı çoktur, havası saf ve sağlamdır. Kışın çok soğuk, yazın da çok sıcak olur. Arazide büyük nehirler olmadığından toprak istenildiği kadar irva ve iska edilemiyor. Eğer cedveller yapılırsa memlekette mevcud suların araziye kifayet edeceği tahmin ediliyor;*[5]

Rumiyye gölüne İraniler "Deryaçe-yi Şahi" derler. İran'ın "yegane deryası" olan bu göl, çok tuzlu olduğundan içinde balık ve sair deniz hayvanatı yoktur. Azerbaycan Türkçesi tabiriyle, bu suda hayvan "derman için olsa da tapılmaz"; fakat burada derman için bir zi-hayat bulunmasa da su kendisi bir derya-yı dermandır. Yazın Rumiyye gölü sevahiline yıkanmak üzere bir çok ahali gelir; gölde yıkanmak bir takım emrazı def'ettiği i'tikad olunur. Deryaçe-yi Şahi'de yalnız "Çömçe kuyruk"*[6] denilen pek küçük haşerattan bulunur. Çömçe kuyruklar durgun ve kokmuş suların kokusunu neşreder. Erbab-ı tedkikin dediğine göre gölde kükürt, bakır ve başka ma'denlerden ma'ada yüzde 14 miktarında tuz vardır. Sahile çarpan dalga serpintileri neticesi birtakım toz teressübatı kaldığı gibi elbiseye sıçrayan bir parça su dahi beyaz leke bırakır. Gölde vapur ve gemi işletildiği takdirde Azerbaycan'ın yol cihetinden olan noksanlarından bir mühim kısmı izale olunabilir. Rumiyye gölünün servet-i tabi'iyyesi bununla kalmaz. Göl civarında gayet kıymetli siyah mermer madenleri vardır ki henüz istifade edilmemektedir. Göle dökülen nehirlerde balık yetiştirmek mümkün olabileceği gibi gölde dahi Şabb denizinde yaşayan bahklardan getirip teksir etmek mümkün olduğu tahmin ediliyor.

Hal-i hazırda ehemmiyeti ma'lum olan bu göl, Kacar prenslerinden İmamkulu Mirza'nın inhisarı  altındadır, onun malıdır. Seyr-i sefain namına gölde üç dört yelkenli şalope ve yirmi yolcu taşıyabilen "Ateş" namında bir buharlı sandal (istimbot) vardır.

Azerbaycan'ın merkez eyaleti Tebriz ve meşhur şehirleri de şunlardır: Erdebil, Urumi*[7], Hoy, Dilman (Salmas), Maku, Sulduz (Sulduz arazisi Osmanlı devleti ile İran arasında münaza'un-fih olan nevahi-i cedidedir), Merağa, Halhal'dır.

Ahalinin büyük kısmı ziraat ve ticaretle meşgul iseler de Şahseven, Karacadağlı, Çelebiyan ve Hamse illeri gibi bir kısmı da göçebe halinde ve çobanlık ile geçinirler. Göçebeler müsellah ve silahşör olduklarından çapulculuk ve haydutluktan da çekinmezler ve arasıra ticaret kervanlarına ve bazan şehirlere hücum ederler.

Azerbaycan'ın mahsülatı: Arpa ve buğday gibi hububat ile üzüm, şeftali, elma, armut, kayısı, fıstık, badem ve ceviz gibi yaş ve kuru meyvelerdir.

Azerbaycan dağları madence pek zengin ise de bunların henüz pek azı keşfolunmuştur. Karadağ'da bakır pek çoktur. Lakin işbu madenlerin imtiyazını Muzafferüddin Şah toptan Ruslar'a vermiştir.

Tebriz-Kazvin, Tebriz-Hoy, Dilman-Rumiyye gibi kervan yollarından ma'da Rus hududunda vaki' Culfa'dan Tebriz'e kadar 170 kilometre tulunda (150 verst) bir şose yolu dahi mevcuddur. Bu şose yolu o suretle yapılmıştır ki şimdi Culfa mevkufunda duran Rus katarının ta Tebriz'e kadar ilerleyebilmesiyçün, yolun üzerine travers ve raylar dizip perçimlemek kifayet eder. Işbu yolda bugün Rus otomobilleri işlemektedir.

Azerbaycan payitahtı olan Tebriz, İran'ın ticaret nokta-i nazarından en mühim bir merkezini teşkil eder. Sevkü'1-ceyş nokta-i nazarından dahi ehemmiyet-i mahsusası vardır. Ahalisi 250 binden fazladır*[8]. Şehirde Türk asar-ı kadimesinden "Kazan künbeti" ma'nasına olmak üzere "Şenb-i Kazan" namında bir bina var ki Kazan Han zamanından kaldığı rivayet olunur.

Azerbaycan'ın şehirlerinde debbağlık, nessaclık, halıcılık, demircilik ve marangozluk ve dülgerlik, kavaflık gibi sanayi mevcuddur.

İran Türkleri ve İran Türklüğü denildiği vakit hatıra ale'l-ekser Azerbaycan gelir. Halbuki, 3 milyon Türk'den takriben iki buçuk milyonunu ihtiva eden şu kıt'adan başka İran'ın sair yerlerinde, hatta İran-ı kadimin merkezi olan Şiraz etrafında bile Türkler vardır. Bunlar, adedleri 350 bini tecavüz eden Kaşkailerdir*[9] ki bir aşiret halinde yaşarlar. Göçebe oldukları halde kısmen ekin ekmek ve kısmen hayvan beslemek ile yaşayan bu aşirette halı dokumak san'atı da hayli terakki etmiştir. Kaşkai Türkleri gayet cesur, silahşör ve cengaverdirler.  Lüzumu zamanında  cenge  hazır 40-50  bin  [kişi] çıkarabilirler. Kaşkai aşiretinin Moğol istilasında buralara  geldikleri mervidir. Kaşkai ilinin reisi (ilhanı) İsmail Han Savle-tü'd-devle ahiren hükümet-i meşrute tarafından azl olunarak yerine biraderi Zeyğemü'd-devle nasb olunmuştur. Kaşkai ilhanları Cengiz Han ahfadından olduklarını iddia ederler.

İran'ın şimalinde Esterabad ve Gümüştepe havalisinde, Rus Türkistanı ve Mavera-yı Hazar ile hemhudud olan Türkmen kabileleri de göçebe ve aşiret halinde yaşayan Türklerdir. Bugün İran şahlığına hakim Kacar sülalesi bu Türkmen kabilelerinden birine mensubdur.8

Tahran havalisinden Zerend, Kerec, Har ve Veramin dahi kısmen Farslarla karışık yaşayan Türk köyleri ve kabileleri olduğu gibi Kazvin ve Hemedan şehir ve vilayetlerinin bir kısım sekenesini de Türkler teşkil ederler. Hal-i hazırda niyabet-i saltanat makam-ı alisini işgal etmekte olan Ebu-1 Kasım Han nasirü'-l-mülk hazretleri Hemedan Türklerindendir.

İrəli > | Sonu >>

*[1]Bu eser 1990'da İstanbul Azerbaycan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği yayınları arasında çıktı. Aslında bütün külliyatı bu dernek neşredecekti; fakat maddi sebepler yüzünden mümkün olmadı.

*[2]Nedense Sebilürreşad'daki bu  yazılar Mehmed Emin Resulzade'den bahseden bütün kaynakların gözünden kaçmış, unutulmuştur. Biz Azerbaycan liderinin Stalinle ilgili hatıralarındaki bir iki cümleden hareket ederek bu  yazıları arayıp bulduk . Yeniden kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

*[3]Türk Yurdu, 1.c., Sayı:4, s.106-111. Taradığımız Türk Yurdu dergilerinin dış kapağı, ciltlenme sebebiyle çıkarıldığından yazının  tarihini kesin olarak tesbit edemedik. Ancak bu tarihin tahminen 1912 başları olduğunu söyleyebiliriz  (Naşirler).

*[4]Azerbaycan’ın Kafkasya’da vaki ve Rusya tabi’iyyetinde olan bir kısmını da İrevan, Gence ve Baku vilaytleri teşkil ediyor.

*[5]Azerbaycan’ın başlıca nehirleri şunlardır: 1) Aras nehrine dökülen Karasu, Sarısu; 2) Rumiyye gölüne dökülenler: Acıçay, Çığatu, Tığatu, Şeherçay, Nazlıçay, Zalaçay 3) Hazar denizine dökülen Kızıl Özen Çayı.

*[6]Çömçe kepçe (kefçe) demektir. Elif harfinden büyük olmayan bu pek küçük hayvanların kuyrukları kepçeye benzediği için “çömçe kuyruk” demişlerdir.

*[7]Urmiye/Rızaiyye (Naş.)

*[8]Metinde mürettip hatası olarak 50.000 yazılmış; yazı serisinin 3. kısmında (Türk Yurdu, 2.c., 1328/1912,s.6) 555. sahifede verilen bir dipnotla bu yanlışlık yazar tarafından düzeltilmiştir. Naş).

*[9]Türkiye'de daha çok Kaşkay şeklinde bilinmesine rağmen biz kelimeyi metindeki yazılış şeklini de göz önüne alarak Kaşkai olarak tesbit edip yazmayı uygun gördük (Naş).