Kitablar

XIII. asır ibtidalarinda, Pehlivâni sülalesinin hakimiyetine hâtime veren Harezmşahîler zamanında da Azerbaycan ile Kafkasya memleketlerine yeni Türk kavimleri yerleştirilmiştir. Harezmîler zamanında Aras nehrinden çekilen dört büyük kanalla suvarılan (sulanan Nâş.) Muğan sahrasında te’sis olunan ma’mureler münhasıran Türk zâri’lerle iskân edilmiş bulunuyordu.

XIII. ve XIV. asır  Türk-Moğol istilasının asrıdır. Cengiz’in kendisi, kumandanlarının ekserisi ve neş’et ettiği kavim, Moğol olmakla beraber, Moğol ordularının // kısm-ı küllîsini heman Türk illeri teşkil ediyordu. Bu def’aki Türk akını hem şimalden, hem de cenubdan geliyordu. Bu iki akın bir def’a “Terek” sonra da Kür nehri havzalarında Hülagû ile Bereke Han kuvvetlerinin müdhiş müsademeleri şeklinde karşılaşıyordu. Moğol istilasını müte’akip Azerbaycan’da te’essüs eden İlhanîler hükûmeti esnasında, Celâirî sülalesi zamanında ve sonra Türkmen sülalerinden Akkoyunlularla Karakoyunlular devrinde Azerbaycan ile Kafkasya memleketlerine külliyetli surette Türk kavimleri gelmiş, bu gelenler meyanında Türkmen-Oğuz aşiretleri bi’lhassa ekseriyet teşkil eylemişlerdir. Büyük Timur bu havaliye üç defa sefer eylemiş, bu seferler de Kafkasya memleketleri ile Azerbaycan’da Türk unsurunun kuvvetlenmesini mücib olmuştur. Moğol istilası müverrihler tarafından şarkta etnografik pek büyük bir inkılab devri gibi telakki edilmekdedir. Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya bu devirde kâmilen Türkleşmiş ve garibi şu ki bugünkü Şiî İran’ın mü’essisi addolunan Safevî sülalesi Azerbaycan Türk şeyhleri meyanından çıktığı gibi, bu sülale zamanında Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya daha züyade Türkleşmiştir. Safevî şahları İran ile Anadolu’nun muhtelif noktalarına atılmış Türk aşiretlerini merkez-i hükûmetleri bulunan Azerbaycan ile Arran semtlerine celb ile birleştiriyorlardı ki, Erdebil havalisi ile Muğan’da meskûn Şahseven kabileleri bu suretle vücûda gelmişlerdir.

3) KAFKASYA VE AZERBAYCAN TÜRKLERİNİN KAVMİ ANASIRI

Türklerin Şarkî Kafkasya ile Azerbaycan’a suretle geldiklerini ve yerleşdiklerini gördük. Bu müşahede bizde Moğol istilasından evvel şimalden gelen Türk kavimlerinin ekseriyetle Kıpçak Türkleri’nden ibaret olduğunu gösterdiği halde Selçukîler’i müteakip vuku’ bulan Moğol akını esnasında ve daha sonra buralarının Türkmen-Oğuz aşiretleri tarafından iskân edildiğini ayan etmektedir.

Türk istilasından mutazarrır olan milletlerin da’va ettikleri gibi, bu yerlerde yaşayan ahali cebren Türkleştirilmiş olmaktan ziyade Türk göçebeleri tarafından sözün tam ma’nası ile iskân edilmiştir. Muhtelif Kıpçak, Oğuz ve hatta Moğol kabilelerinin buralara hangi senede geldikleri ile nerede iskân edildikleri tarihî mehazlarda kayd olunduğu gibi, bugünkü coğrafî isimlerle lisanî materyallerde dahi şu göçebelerin izlerini görmek müşkül değildir. Akınların vuku’ bulduğu zamana mahsus bir şiddetle cereyan eden tarihî hadiseler esnasında ekseriyetle çolukları ve çocukları ile göcerek buralarda yerleşen hakim Türk unsurları // vaziyetten doğan hayat mücadelesinde mahkûm kavimlerden daha ziyade mukavemet göstermiş, nev’ini muhafaza etmiş: mahkûm yerliler ise kısmen dağlara çekilmiş, sefalet ve kıtlıktan ölmüş, kısmen de, ihtimal şu veya bu suretle hakim kavimler arasında eriyip temessül eylemişlerdir. Her halde gerek Şimalî Kafkasya’da, gerek Dağıstan’da ve gerek Cenubî Kafkasya ile Azerbaycan’da bugüne kadar muhafaza olunan kavmî isimler bu arazinin hangi devirde ve suretle Türk ahali tarafından iskan edildiğini tahkiken veya takriben göstermektedir.

Dağıstan’da ve Şimalî Kafkasya’da yaşayan Türkler’in ekseriyetle Kumuk, Nogay, Karaçay gibi Çağatay şu’besine mensub oldukları tahakkuk ettiği halde Cenubî Kafkasya ile Azerbaycan Türkleri’nin Anadolu Türkleri gibi ekseriyetle Oğuz Türkmenler’e mensup aşiretlerden teşekkül ettiği görülmektedir. Bununla beraber Dağıstan ile Şimalî Kafkasya’da Türkmenler’e rast gelindiği gibi, Mavera-yı Kafkasya ile Azerbaycan’da da Kıpçak, Peçenek, Nogay ve Bulgar kabilelerine mensup Türk aşiretlerinin izlerine mebzuliyetle tesadüf olunur. Moğol izleri keza mevcuttur.

Cenubî Kafkasya ile Azerbaycan’ın bi’l-hassa Selçukîler ve Moğollar’dan sonra Oğuzlaştığı müdekkiklerce tasdik olduğu gibi, Oğuz harsının en benâm eserini teşkil eden Dede Korkut menkabelerinin de bi’l-hassa bu taraflarda ma’ruf olduğu şayan-ı dikkattir. Dede Korkut Kitabı’nda mezkûr hikâyelerin mevzu’ itibarıyla Azerbaycan sahasına ait olduğu nazar-ı dikkati bi’l-hassa celb etmekte; bu menkabelerin, son zamanlara kadar, yerli “Ozan”lar tarafından ellerinde “kopuz”, köy köy dolaşarak, hikâye edilmeleri de tesbit olunmaktadır1.
1.     Köprülü - zâde Mehmed Fuad.

Dede Korkut kahramanlarından birisinin aşkının derecesini göstermek için, sevdiği kızı “bir öpüp üç dişlediği”nden bahsolunuyor. Bu “mikyas” muasır Azerî halk edebiyatında hala kullanılmaktadır*[1]. 1638 senesinde Kafkasya’ya seyahat eden Olari (Olearius)’nin anlattığına göre, Kafkasya ile Azerbaycan şehirlerinin bir çoğunda, ahiren unutulmuş bulunan millî Türkmen hikaye ve an’anatı naklonuluyormuş ki bunu Evliya Çelebi de kaydetmektedir. Bundan ma’da Olari’ye Derbent havalisinde medfun “İman” Korkud’un mezarını da göstermişler imiş. “Dede Korkut” menkabelerinden ma’da Anadolu, Azerbaycan ve // Kafkasya Türkleri’nin aynı menşe’den geldikleri ve aynı kavmî anâsır ve hars muhitinde yaşadıklarını gösterir misallere mebzuliyetle tesadüf olunur. Köroğlu, Aşık Garib, Aslı ve Kerem gibi âşık hikâyelerinden ma’da birçok maniler, koşmalar, ağıtlar, atalarsözü, bilmeceler gibi halk edebiyatı eserlerinin bu muhitlerde ekseriyetle aynı soydan olduğunu görmemek kabil değildir.

4) AZERBAYCAN ve TÜRK KAFKASYA’NIN SİYASî MUKADDERATI

Azerbaycan ve Türk Kafkasya dediğimiz arazinin kısm-ı mühimmi devr-i kadimde “Midya” namı ile ma’ruf devletin esasî kısmını teşkil ediyorlardı. Bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti’ni teşkil eden kıt’anın mühim kısmına Albanya deniliyordu. Araplar’ın Arran dedikleri bu memleket Sasanîler’den evvelki devirde Roma ile İran arasında kanlı ihtilafları mucip olmuştur. Sasanîler devrinde ise Albanya (şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti) Azerbaycan (şimdiki İran Azerbaycanı) ile beraber İran İmparatorluğu’nun Şimâlî Visruva’lığını teşkil eylemiştir. Barthold’a göre, bu ittihad, İslam fütuhatı zamanında bile muhafaza olunan “Azerî” şivesi ile Yafesî olması muhtemel bulunan Arran (Albanya) lisanı arasındakki farkı ortadan kaldırmamıştır. Lisan farkı olduğu gibi, bu iki memleket arasında din farkı da mevcut imiş. Azerbaycan Zerdüşt dininde iken, Albanya Hristiyan dininin tesirinde imiş. 460 tarihinde ber-taref edilen Albanya sülalesine mensup hanlar Hristiyan oldukları gibi, asılları Sasanîlere eren ve VI. asrın sonlarından itibaren Albanya’yı idare eden  İran sülalesi de VII. asrın ibtidasında Hristiyan olmuştur*[2]>.

Sasanî İmparatorluğu’nun Araplar tarafından inkıraza uğraması İslâm hakimiyetinin bu yerlerde te’sisini derhal te’min edememiştir. Bir çok zaman daha Albanya hanları hem Araplara, hem Bizanslılara, hem de Hazarlara baç ve haraç vermek mecburiyetinde kalmışlardır. Arran üzerindeki dava ancak VIII. asırda tamamiyle Arapların lehine halledilmiştir. Bununla beraber, Hristiyanlık, bir din olarak, IX. asra kadar, buralardaki ehemmiyetini kaybetmemiş, Şabran ile Şeki tarafında muhafaza edilmiştir.


Sasanîler gibi Araplar da hakimiyetlerini tâ Derbend’e kadar götürmüş ve buradaki istihkâmlar tecdîd ve tahkîm ile Türk ta’arruz ve akınlarına set çekmişlerdir. Arap vali-i umumîleri Arran’ın // merkezini teşkil eden “Berde”de*[3] oturuyor ve buradan Ermenistan’ı dahi idare ediyorlardı*[4]. Azerbaycan, Arran ve Ermenistan işbu devirde vahdet teşkil ediyorlardı. Araplar tarafından bu vilayetlerin idaresine tayin olunan valilerin veraset usûlüne tabî tutulması ile memleketin siyasî vahdeti de bir nev’ husûle gelmiş oluyordu. IX. ve X. asırlarda hükûmet eden Sâcidî Arap sülalesi ile X. ve XI. asırlarda hükûmet eden Gilanlı Salarî sülalesi zamanında dahi bu siyasî vahdet baki idi. Bu devirlerde Şarkî Kafkasya memleketleri bilhassa ma’mur idi.

Kafkasya şehirlerinden Berde ile Derbend’in ma’mureliği ve ticaretteki ehemmiyeti Azerbaycan’ın o zaman en ma’mur ve ma’ruf şehrini teşkil eden Erdebil’e faik idi.

X asrın ortalarında Berde şehri Rus akıncılarının tecavüzüne ma’ruz kalmış ve bu tarihten itibaren bir daha terakki ve inkişaf edememiştir. Bu hadiseden sonra Araplar zamanında te’sis olunan Gence ehemmiyet kazanmış ve X. ve XI. asırda Şeddadî sülalesi burada hükûmet sürmüştür.

Şeddadî sülalesi Melikşah-ı Selçukî zamanında inkıraza uğramış ve XI. asrın sonralarında Melikşah’ın oğlu Muhammed burada icra-yı hükûmet eylemiştir. Bundan sonra Gence Selçuk emirlerinin makarrı olmuştur. XII. asrın ibtidasında Selçuk emirlerinden Kara Sungur zamanında zuhur eden zelzelede telef olan ahalinin miktarı hakkında tarihlerde mezkûr rakam Gence’nin, zamanına göre, pek ma’mur ve pek büyük bir şehir olduğunu göstermektedir; mehazlardan bazısında 230, bazısında da 300 bin nüfusun telef olduğu mukayyeddir.

Evvelki fasıllarda görüldügü vechile, Selçukîler zamanında memleket Türkleştirilmeye başlamıştı. Selçuk İmparatorluğu’nun inkırazını müte’akip Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya’nın idaresi Azerbaycan Atabekleri veyahut Pehlivanîler namını taşıyan Türk sülalesine geçti. Gence emiri “İldiniz” 1146 senesinde i’lan-ı istiklal ederek bugünkü Kafkasya ve İran Azerbaycanlılarını kendi idaresi altında birleştirilmiş, oğlu Muhammed Cihan Pehlivan yeni hükûmetin hududunu genişlettiği gibi, esasını da tahkîm ettiğinden, sülaleye Pehlivaniler ünvanı verilmiştir. Bu sülale 1226 senesine kadar icra-yı hükûmet eylemiş ve kendilerinden altı hükümdar gelmiştir. Pehlivanîler payıtahtı Tebriz idi.//

Şirvan şu devirlerde Şamahı’da yaşayan Şirvanşahlar sülalesine tabi’ idi. Şirvan’ı kendilerine tabi’ etmek isteyen Selçukîler Gürcüstanla müsademeye gelmişlerdi. XII. asrın ortasında Şirvanşahlarla Gürcüler akd-i ittifak ederek şimalden gelen düşmana karşı koymuşlardır. 1175 senesinde Şirvan şahı Ahistan Bakî limanında 70 gemiden ibaret Rus bahriyesini mağlup etmiş ve Gürcülerle müttefikan Şirvanîler, Şabran ile Derbend’i düşmandan temizlemişlerdir.

Pehlivanî sülalesinin hakimiyetine Celaleddin Harezmî tarafından hatime verilmiş; Moğol istilasından kaçan Celaleddin 1231 senesinde Gence’de zuhur eden bir ihtilâli bastırmıştır.


1235 senesinde Gence, 1239 senesinde de Derbend Moğollar tarafınden zabt ve tahrib olunmuş, bir daha eski azamet ve ma’murluklarını iade edememişlerdir. Gerçi, Cengiz Han’ın torumu Hülagû tarafından Bağdad’ın işgali (1258) üzerine İran’da te’sis olunan Moğol devleti dahilinde, Gence, Arran vilayetinin merkezi olarak kalmıştır.

Moğol hanları zamanında Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya epey ma’mur olmuştur. XIII. asrın sonlarıyla XIV. asrın ibtidasında Moğol hanları İslamiyet’i kabul eylemişlerdir. Tebriz şehri onların zamanında en büyük bir ma’mure halini almıştır. Kazan Han devrini temsil eden mimarî abideler Tebriz’in en benâm eserlerini teşkil eder. Kazan Han, ihtidasını müte’akip aldığı isme atfen, Mahmud-âbâd şehrini de te’sis eylemiştir. XIV asırda Berde, Bakû ve Derbend’de büyük ebniyyeler vücuda geliyordu. Şamahı da Şirvanşahlar’ın hükûmet merkezi idi. Bakû dahi Şirvan memleketine dahil idi. Şirvanşahlardan Şah Halilullah ve Ferruh Yessar zamanında bu şehir pek büyük bir inkişâfâ mazhar olmuştur (1417-1462). Bakû’da mevcud Han Sarayı ile Şah Mescidi ve sair bürçok ebniyye bu devrin eserleridir.

Moğollar’dan Hulagûîler ve Çobanîler sülâlesini istihlaf eden Celaîrler ve Türkmen sülalesinden Karakoyunlularla Akkoyunlular zamanında dahi Tebriz payitaht olduğu gibi, Şarkî Kafkasya memleketlerinin mukadderatı da Azerbaycan ile siyasî bir mihver üzerinde dönüyordu. Celâirîler veyahud İlhanîler’den beş; (XIV. asırda) Karakoyunlular’dan beş; (XIV. ve XV asırda) Akkoyunlular’dan da on beş (XV. ve XVI asırda) hükümdar gelmiş ve bütün bunların merkez idaresi Tebriz ve daire-i nüfûzu Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya memleketleri olmuştur. Gerçi bazen bu nüfûzun Şarkî Kafkasya ile Azerbaycan hudutlarını geçtiği de vâki’dir*[5].//

Azerbaycan ile Kafkasya, büyük Türkistan fatihi Emir Timur’un da nazarı dikkatini celb eylemiş, 1396 senesinde oğlu Mîranşah için Derbend ile Bakû’dan Bağdad’a ve Hemedan’dan Anadolu’ya kadar vâsî bir devlet te’sis eylemiştir. 1401 senesinde Timur şimdi “Gavur Arkı” denilen Barlas kanalını açtırmıştır*[6]. 1403 senesinde de Beylegân şehrini yeniden ta’mir ettirmiştir.

XVI. asırda zuhur eden Safevî sülalesinin istinad ettiği şeyhler, Azerbaycan ve Şarkî Kafkasya Türkleri arasında büyük nüfuz ve teşkilata malik olan Oğuz dedelerinden ibaret idi. Erdebil şeyhlerinden Cüneyd kendi hakimiyetini şimale doğru tevsi’*[7] etmek maksadıyle Şirvan şahıyla tokuşmuş (savaşmış Naş.) ve şahın yardımına gelen Akkoyunlular tarafından katledilmiştir. Yalnız Safevî sülalesini te’sis eden Şah İsmail, Şirvan ile Derbend’i zapta mıvaffak olmuştur.


Şah İsmail Şiîliği şiar ittihaz ederek siyasî mücâdeleye dinî bir renk vermiştir. Osmanlı sülalesi ile mücâdelede Safevîler, bu dinî şiar ile Anadolu’daki kızılbaşlığı tahrik ve Celâlî isyanlarını teşvik eylemişlerdir. XVI. asır, Şiî İran ile Sünnî Türkiye arasında cereyan eden dehşetli muharebelerle tematüz etmiştir. Ma’ruf Çaldıran muharebesi ile başlayan bu mücadele muhtelif zamanlarda, muhtelif cilvelerle kâh o tarafın muvaffakıyyetiyle, kâh bu tarafın muvaffakıyyetiyle, senelerce devam eylemiştir. Osmanlı sülalesinin bu mücadeledeki en büyük muvaffakiyyetleri XVI. asrın ikinci yarısında vuku’ bulmuştur. Şah Tahmasib’ın vefatı üzerine, İran’da zuhur eden kargaşalıklardan bi’l-istifade, Murad-ı Sâlis zamanında icra olunan seferler neticesinde gerek Şimalde ve gerek Cenubî Azerbaycan’da birçok şehirler Osmanlı hükûmetinin idaresine geçmiştir. 1578 senesinde Şarkî Kafkasya memleketlerinden Ereş, Şamahı, Kabele, Bakû, Şabran, Derbend, Mahmud-âbâd ve Salyan şehirlerinde Türkiye hakimiyeti ber-karar olmuştur. Şirvan emareti Türkler tarafından 14 sancağa, Derbend ise 7 sancağa taksim edilmiştir. Kafkasya vilayetleri ile Azerbaycan 1590 senesinde İranlılar tarafından ahden Osmanlılar’a terk edilmiştir. Bahr-i Hazar sahillerinin Osmanlı idaresine geçmesi Türkiye’nin, İran’a muhtac olmadan bilâ-vasıta Türkistan hanları ile temasını te’min ediyordi. Türkistanlılar Mankışlak ve Şirvan vasıtasıyla, İran’ı görmeden hacca gidiyorlardı.

Fakat Osmanlılar’ın Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya’daki bu hakimiyeti çok sürmemiştir. 1603 senesinde Şah Abbas, saltanat-ı Osmaniye aleyhine seferler açarak İran’ın terk // ettikleri yerleri tekrar i’ade eylemiştir. Şah Abbas tarafından Gence, Bakû ve Derbend’in istirdadı 1606 senesinde vuku’ bulmuştur. Şah Abbas diğer taraflarda olduğu gibi, buralarda dahi kendisinden eserler bırakmıştır. Gence yeni bir mevki’e nakledilmiş; Bakû surları son defa olarak tamir olunmuş; Derbend hisarları suyun içerisine kadar uzatılmıştır.

<< Əvvəli | < Geri | İrəli > | Sonu >>

*[1] Bir halk şarkısından:
İrevan’da men işlerem
Hancerimi gümüşlerem
Bir öper, üç dişlerem.

*[2] Barthold, “Azerbaycan Tarihine Ait Muhtasar Malumat”.

*[3] Sasanîler burasına “Partaf” diyorlardı.

*[4] Albanya hanlarının merkez idaresi dahi “Kabele”den sonra burası idi.

*[5] Karakoyunlularla Akkoyunlular’ın ikisi de Türkmen kabîlesi olduğu halde, yekdiğerleri ile daima mücâdelede olup, Timur ile Bayazıd mücadelesinde Karakoyunlular Bayazıd’ın, Akkoyunlular da Timur’un tarafını iltizam eylemişlerdir.

*[6] Bu kanal Muğan sahrasındadır. Suyunu Aras nehrinden alır.

*[7] Kelime metinde “tavassu” şeklinde yazılmış, tarafımızdan düzeltilmiştir. (Naş.)