Kitablar

KAFKASYA TÜRKLERİ

SUNUŞ

Mehmed Emin Resulzâde, Kafkasya Türklerini, bir “ Yıllık”ta âdetâ bugünkü siyasilerimiz için derinliğine incelemiş. Yusuf Akçura’nın “ TÜRK YILI 1928” adlı yıllığını okumadan Azerbaycan politikası, Kafkasya politikası, Rusya politikası hazırlamaya ve tatbike soyunmuş olan bütün politikacılarımız ve Dış İşleri bakanlığımızın yetkilileri, bugünkü başarısızlıklarında her şeyden önce kendı bilgisizliklerini ve ilgisizliklerini mesul tutmalıdırlar.

Büyük siyaset adamı, büyük ilim adamı Resulzâde’nin Kafkasya Tükleri ile ilgili yazılarının toplandığı bu eseri neşretmekle büyük bir hizmet ve isteyen herkese nurlu bir ışık sunduğumuz kanaatındayız.

Resulzâdeyi her vesile ile rehmetle anmak hepimizin borcudur. Onun bütün eserlerini  bugünün okuyucularına aktarma vazifesini en iyi şekilde yapmakta olan Yavuz AKPINAR’a ve mesai arkadaşları İrfan Murat YILDIRIM  ve Sabahaddin ÇAĞIN’a teşekkür etmek de hepimizin borcudur.

Tarih için “ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?” diyen şairimiz de geçmişi hiç bilmeden geleceğe yön  vermeye kalktığımızı hatırlatıyor. Bugün Kafkasya’da olanlar, dünden böyle olması için hazırlanmıştır ve Kafkasya’da tarih tekerrür ediyor. Ne yazık ki acısını, zararını daima Türkler çekiyor.

Bu kitabı neşretmek mânâlıdır!

Bu kitabı baskıya hazırlamak, bu külliyatı düşünmek daha da mânâlıdır. Eşsiz gayreti, ilmî disiplini, Türk dünyasına olan engin münâsebeti daima takdirle anılacak olan kıymetli kardeşim Yavuz AKPINAR’a ve onun mesai arkadaşları İrfan Murat YILDIRIM’a , Sabahaddin ÇAĞIN’a sonsuz minnet ve şükranlarımı arz etmeyi kaçınılamaz bir vazife sayıyorum.

Prof.Dr. Turan YAZGAN

ÖNSÖZ YERİNE

Yusuf Akçura 1928’de Türk Yılı 1928 adıyla bir yıllık neşreder. Bu yıllıkta Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra dünyadaki diğer Türk topluluklarının genel durumlarını yansıtan çeşitli incelemeler de yer almıştır. Çok değerli incelemelerin yer aldığı bu yıllık, bugün de Türk dünyası üzerine önemli bir kaynak olma özelliğini muhafaza etmektedir. Günümüzde de bu tür yıllıkların yapılması çok önemli bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.

Yusuf Akçura, bu yıllığın Kafkasya’da yaşayan Türklere ait kısmını o devrin en yetkili ismi olan Mehmed Emin Resulzade’ye yazdırmıştır. Kafkasya Türkleri adını taşıyan bu inceleme, yıllığın 474-552. sayfaları arasında yer almıştır.

Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920)’nin ilk cumhurbaşkanı olan Mehmed Emin Resulzade’nin bütün eserlerini basıma hazırlarken bu incelemeyi de serinin üçüncü kitabı olarak gün ışığına çıkarmaya karar verdik. Böylece Kafkasya’da yaşayan Türklerin tarihi, coğrafyası, folkloru, siyasî yapısı v.b. konularında meraklılara bir fikir verebileceğimizi düşündük. Ayrıca bu konuların Mehmed Emin Resulzade’nin yorumlarıyla verilmiş olması incelemenin değerini bir kat daha arttırmaktadır.

Kafkasya Türkleri dört ana bölümden ve onların alt başlıklarından meydana gelmiştir. “Tarihe Bir Bakış” adını taşıyan birinci bölümde Kafkasya’nın coğrafî durumundan, Türklerin Kafkasya’daki nüfusundan ve Türklerin Kafkasya’ya yerleşmesinden Rusların Kafkasya’yı işgaline kadar olan tarihî geçmişinden bahsedilmektedir.

Rusların Kafkasya’yı işgalinden 1917 Ekim ihtilaline kadar geçen süreyi alan bölümün başlığı ise “ Rus İstilasında Yüz Sene”  adını taşıyor. Belli bir süre sonra yazarın  da bizzat şahit olduğu ve yaşadığı bu yıllar ayrıntılı bir şekilde verilmişdir.

Bilindiği gibi, 1917 Ekim ihtilalinden sonra 28 Mayıs 1918’de Azerbaycanın bağımsızlığı ilan edilir. İncelemenin üçüncü bölümünü meydana getiren “Azerbaycan Cumhurıyeti”, bu tarihî olayla başlıyor. Resulzade, Azerbaycan Cumhuriyetinin tarihine geçmezden evvel, Azerbaycan isminin menşei, Azerbaycan’ın coğrafî konumu, nüfusu ve ekonomik durumu hakkında kısa bilgi verıyor. Daha sonra Azerbaycan Cumhurıyeti’nin kuruluşundan Sovyet işgaline kadar olan iki yıllık dönemi aktarıyor. Bu Cumhuriyet’in başında bulunan ve olayları faal bir şekilde yaşayan Resulzade’nin verdiği bilgiler, bu yönüyle çok önemlidir. Yazar bu bölümün sonunda Azerbaycan’ın o günkü durumunun (hukukî, siyasî, eğitim-öğretim, basın, edebiyat) da kısa bir yorumunu yapıyor.

İncelemenin dördüncü bölümü ise, hakkında bugün bile çok az şey bildiğimiz “Dağıstan Türkleri”ne ayrılmış. Dağıstan’ın coğrafî konumu, nüfusu, ekonomik ve sosyal durumu anlatıldıkdan sonra, özellikle 1917’den sonraki ve o günkü durumu ele alınmıştır.

Eseri hazırlarken transkripsiyon kurallarına bazı zarurî haller dışında fazlaca riayet etmedik. Metin içine bizim eklediğimiz dipnotların yanına (Naş.) ibaresini koyduk. Ayrıca okuyuculara orijinal metinle mukayese imkanî sağlamak maksadıyla sayfa sonlarına // işaretini koyarak karşılarına orijinal metnin sayfa numaralarını yazdık.

Eserin günümüz okuyucusu tarafından anlaşılabilmesine yardımcı olmak için kitabın sonuna bir sözlük ilave etmeyi uygun bulduk.

I

TARİHE BİR BAKIŞ

1) Kafkasya haritasına bir nazar; 2) Türk unsurunun Kafkasya’da yerleşmesi; 3)Kafkasya ve Azerbaycan Türkleri’nin kavmî anâsırı; 4) Azerbaycan ve Türk Kafkasya’nın siyâsî mukadderatı; 5) Kafkasya’da Türk ve İslam hanlıkları

1) KAFKASYA HARİTASINA BİR NAZAR

Mevzu’umuzu teşkil eden Kafkasya Türklerı’nin tarihî mukadderatlarını seyretmekten evvel, bunların hal-i hazırda tuttukları coğrafî sahayı sathî de olsa, nazardan geçirmeliyiz. Bu maksadla kısa fakat, zannımca, mahsus bir usule müraca’at için müsa’adenizi isterim:

Karşımda etnoğrafik bir harita duruyor*[1]. Bu yetmiş iki milleti ile meşhur ve eski muharrirlerce Babil Kulesi’ne benzetilen Kafkasya’nın haritasıdır*[2]. Rengarenk boyaları ile adeta şark halısını andıran bu levhada nazara çarpan hakim renk sarı boyadır. Haritanın bi’l-hassa şark ve cenub kısmını kaplayan bu renkle umumıyetle müslüman milletler işaret edilmişdir.

Bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti ile Dağıstan Cumhuriyeti’ni teşkil eden, Hazar Denizi’ne bitişik Şarkî Kafkasya hemen tamamiyle sarıdır. Bu “sarılık”ı haritaca haiz olduğu ma’nada değil , kavmî ma’nada alırsak bile, seyredeceğimiz manzara üzerinde pek radikal bir tesir yapmaz. Şunu da ilave etmeliyiz ki “sarı boya” yalnız bu iki memleketi değil , Ermenistan ile Gürcistan’dan bir kısmını dahi boyadığı gibi, Terek nehrinden yukarı, Şimalî Kafkasya’nın da bir hissesini tutar.

Boyaların muhayyileye telkin ettıği hissî rakamların muhakemeye hitab eden belgati ile karşılaştıralım: Hazar denizi ile Karadeniz arasında yüksek silsileler şeklinde uzanan Kafkas dağları bu kıtayı Şimalî Kafkas ve Maverâ-yı Kafkas diye iki kısma bölüyor. Şimalî Kafkasya, mesaha-yı sathiyece 166 Verst murabba’ıdır. Burada, 1923 istatistikine göre, mecmu’u 5,5  milyon nüfus yaşamaktadır, ki bundan takrîben 3.500.000 Rus ve Ukrayna Kazakları’na // çıkıldıkdan sonra mütebakı 2.000.000 Kafkasyalı’dan takriben 600.000’i Türktür. Mavera-yı Kafkasya’ya gelince 200 Verst murabba’ı bir mesaha üzerinde yaşayan 5,7 milyon ahaliden 2,3 milyonu Ermeni, geride kalanı da Türk olmayan müslüman milletlerle Rus ve sa’iredir. Şu 11,2 milyonluk Kafkasya nüfusundan, Şimalî Kafkasya’da Terek, Istavropol ve Kuban vilayetlerinde kütle halinde yaşayan Rus ve Ukraynalıları (3.500.000) çıkdıktan sonra, Kafkasya yerlisi olarak 7,7 milyon kalıyor ki bundan 4,8 milyonluk (% 63) müslümanlar, 2,9 milyonu ( % 38)’de Türkler teşkil ederler*[3].

Bugünkü siyasî taksimata göre, Kafkasya’daki Türk unsuru asıl kütle olarak Azerbaycan Cumhuriyeti’ni, kısmen de Dağıstan Cumhuriyeti’ni  teşkil eylediğinden, şu makalede bi’l-hassa bu iki teşekkül üzerinde duracağız.

Siyasî coğrafya nokta-yı nazarından Azerbaycan “Mavera-yı Kafkas”; Dağıstan “Şimalî Kafkas” hükûmetlerinden addolunuyorlarsa da Türk ırkının öteden beri yayılış sahasını  teşkil eden Hazar sahillerindeki Şarkî Kafkasya kıtası bu iki memleketi yekdiğerine sıkı surette bağlamaktadır.

Bu merbutiyyet, hem ırkî, hem de iktisadîdir. Gilan sahillerinden tutarak, Türkçe Demir Kapı namıyla ma’ruf  Derbend Geçidi’nden geçerek, Sulak nehri havzasında vaki Hassayurt’tan tâ Astrahan’a kadar dayanan bu arazinin esas sekenesini teşkil eden kavimler büyük Türk ırkına mensupturlar. Bundan ma’ada Azerbaycan ile Dağıstan iktisaden de yekdiğerlerine merbutturlar. Bilhassa bunu ve bunun kadar mühim olan idarî mülahazaları nazara alarak, çar zamanında bile, Dağıstan vilayeti, Şimalî Kafkasya’dan ayrılarak, mümtaz bir vilayet şeklinde olsa da, idareten, Mâverâ-yı Kafkas “Visruvalığı”nı rabt edilmişti.//

2) TÜRK UNSURUNUN KAFKASYA’DA YERLEŞMESİ

Kafkasya Türkleri’nin ve bunların tarihî mukadderatlarından bahsederken onu Azerbaycan Türkleri’nden ayrı olarak telakkî ve hele tedkik etmek, farzen, bahsi Aras nehrinin ancak şimaline hasr eylemek imkanı kat’iyyen yoktur. Orta zaman tarihlerinde Şirvan ve Arran namları ile ma’ruf olup Şarkî Kafkasya ile bugünkü Azerbaycan (İran Azerbaycan’ı) memleketlerinin tarihî mukadderatları müşterek olmuştur. Şarkî Kafkasya’nın Türk kavimleri tarafından iskânı mevzu-ı bahs olunca bu bahsin aynı zamanda Azerbaycan’a da şâmil olacağı tabi’îdir. Bunun için de biz, iş bu makalemizde, “Şarkî Kafkasya ve Azerbaycan” terkibini kullanmak zaruretini hissediyoruz.

Türkler’in hal’i hazırda oturdukları Kafkasya topraklarının en kadîm zamanlardan beri sakinleri kimlerdi? Buranın kadîm yerlileri Tirk ırkına mı, yoksa başka bir ırka mı mensuptu? Bu su’ale kat’iyyetle cevap verebilmek  için ma’ruf “Turan Nazariyesi” tarafından ortaya konulan mes’elelerin fennen hallini beklemelidir. Sümerler’in, Akadlar’ın, eski Midyalılar’la Hititler’in Türk ırkına mensubiyyetlerini iddia edenlerce bu sualin cevabı müsbettir. Nazariyeyi şüpheli bulanlar ise bura yerlilerini akademik Marr*[4] tarafından ireli sürülen Yafesîler’e intisab ettirirler. Bu mektebe göre şark-ı karîb ile, bi’l-hassa Kafkasya’da  kadîm zamanda Yafesî denen müstakil bir ırka mensup kavimler yaşıyormuş. Bu meselenin halli için Heredot ile Strabon’un Sak, İskit, Kimmerî ve Massacta*[5] nâmı ile kaydettikleri kavimlerin mahiyetleri de bilinmek lâzım.

Fakat, biz , fennen daha karanlık bulunan bu meseleyi devr-i kadîm mütehassıslarına terk edelim de, ilim ve fennin ışığı ile görülecek şüphesiz ve müspet vakıaları seyr ve müşâhede edelim. Bu müşâhede bize muhtelif zamanlarda Kafkasya’ya doğru akan Türk yayılışını bütün büyüklük ve ihtişamı ile gösterir; ve bunu yalnız kitaplar ve kitabeler değil, Türkler’in bugün yaşadıkları yerlerde dağların başına çekilen gayr-ı Türk Kafkasyalılar’ın lisan’ı halleri dahi bize anlatmaktadır*[6].//


Milâdî V. asır ortalarında muhtelif Türk kavimlerinin şimal steplerinden Kafkasya’ya geçerek İran üzerine  saldırdıkları ma’lumdur*[7]. Derbend  ile Daryal geçitlerinde Sasanîler tarafından vücuda getirilmiş bulunan sedler ve bunlar etrafında iskân olunan İranlı muhafızlar iş bu akınları durdurmak için teşebbüs edilmiş çarelerdi. Cenubî Rusya steplerinde, “Don” ile “Terek” nehirleri havzalarında yaşayan Türk göçebeleri bazen de yerli halkın daveti üzerine Cenûbî Kafkasya’ya geliyor; İran aleyhinde zuhur eden isyanları takviye ediyorlardı*[8]. Şu devirde gelen Türk kavimlerinin bir kısmı da Ak Hun veyahud  Halandürükler diğer kısmını da Atilla kumandasında gelen “Ağaçeriler” teşkil eylemişlerdir*[9].

Daha kuvvetli Türk akını VII. asrın ibtidalarında vuku’ bulmuştur. Bizans imparatoru II. Heraklius’un müttefikleri sıfatıyla Kafkasya’ya giren Hazar Türkleri Tiflis’i muhasara ve zapt eylemişlerdi. II. Hüsrev’in duçar olduğu hezimet, Sasanî İmparatorluğundaki herc ü merc, III. Yezdgerd asrında İran sülalesinin inkırazı ve bütün amiller, şüphesiz, bir çok zaman Hazar Türkleri’nin Mavera-yı Kafkasya’ya suhuletle inmelerine ve burada birleşmelerine imkân vermiştir.

Arap istilası şimalden gelen Türk akınını durdurmuştur. Sasanîler gibi Derbend istihkâmlarına fevkalade ehemmiyet veren Arap fatihlerinin bu mes’eledeki fa’aliyetleri bütün an’anâtı ile “Derbendnâme”de zikr edilmiştir.

Fakat  memlekette Fars unsurunun çoğalmasına sebebiyet veren ve aynı zamanda Hazar akınına set çeken Araplar, cenubdan gelen Türk yayılışına pek de mani olamadılar. Bağdad halifeleri Türkistan’da celb ettikleri ecîr askerlere dayanmak  zaruretine düşmüşlerdi. Bu gönüllü // Türk cengâverleri sayesinde idi ki IX. asr-ı miladî ibtidalarında, Bağdad hilafeti, isyan halinde bulunan Kafkasya vilayetlerini hakimiyeti altında tutabiliyordu*[10]. Emir Boğa’nın Gence havalisindeki Şemkir şehrini ihya ederek buraya İslamiyeti kabul etmiş Hazar muhacirlerini yerleştirdiği malumdur.


Şarkî Kafkasya ile Azerbaycan’ın güzel ovaları ile mükemmel yaylaları Türk göçebelerinin daima sevdikleri araziyi teşkil eylemiş, şimalden gelen iller burasını benimsedikleri gibi, cenubdan gelenler de burada yerleşmiş ve yurd salmışlardır. XI. asırda  Azerbaycan ve Kafkasya’ya giren Selçuk Türkleri buralarda ciddî bir muvakemete uğramıyorlardı. Selçukîler’in buralarda suhulete yerleşebilmeleri ancak kendilerinden evvel gelip de buralarda yerleşmiş bulunan Türk illerinin mevcudiyeti ile izah edilebilir. Selçuk imparatorluğu’nun esasini teşkil eden Türk göçebeleri ekseriyetle Türkmen-Oğuz aşiretlerinden ibaret idi. Bu aşiretler kendilerinden evvel gelip de burada yerleşmiş bulunan diğer Türkmenlerle birleşerek, kısmen Şarkî Kafkasya ile Azerbaycan’da kalmışlar ve ekseriyyetle buradan geçerek Anadolu’da yerleşmişlerdir.

Bu ana kadar Azerbaycan ile Kafkasya memleketlerinde yerleşen Türk kavimleri arasında şimalden gelen Kıpçak illeri ekseriyet teşkil ediyordu. Şöyle ki Selçuk İmparatorluğu’nun parçalanması üzerine 1146 senesinde Azerbaycan’da istiklâlini i’lan eden Atabey sülâlesi bir Kıpçak sülâlesi idi. Diğer namla Pehlivanîler sülâlesi diye ma’ruf olan bu sülâlenin hükümrân olduğu 81 sene esnasında Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya’ya yeniden bir çok Türk kabileleri celb ve iskân edilmişlerdir.

İrəli > | Sonu >>

*[1] Söz konusu harita Akdes Nimet (Kurat) Bey tarafından yeniden çizilmiş ve Türk Yılı’nda yer almıştı. Metnin sonunda bu haritanın orijinal ve yeni harflere aktarılmış şekli bulunmaktadır. (Naş.)

*[2] Bu harita “ Rusya Coğrafya Cemiyeti” tarafından neşrolunmuştur.

*[3] Buradaki rakamlar 1926 senesinde Leningrad’da neşrolunan  resmî istatistikden alınmıştir. Türklerin bütün Kafkasya’daki müslümanlara nisbeti %60’dır. Sade Mavera-yı Kafkasya’yı alacak olursak, millî  zümrelerin adetçe nisbetleri takriben böyle olur:  Müslümanlar % 47;  hristiyanlar %53; Türkler % 41; Gürcüler %31; Ermeniler % 21; Rus, Alman, Yahudî, İranî ve saire %7.

*[4] Nikolay Marr: ( 1965-1934) Rus şarkiyatçı ve dilçisi. (Naş.)

*[5] Massaget, Masget adıyla da bilinirler. (Naş.)

*[6] Şarkı Kafkasya ile Azerbaycan’ın her tarafında Kürt, Ermeni ve Tat gibi gayr-ı Türk unsurlar dağ başlarında yaşarlar.

*[7] Atilla ile görüşmek için gönderilen Bizans heyetine dahil bulunan Prisk’in rivayetine göre Hun Türkleri’nin serdarı Atilla Bizans heyetine vuku bulan beyanatında ordusunun dağlardan geçerek İran üzerine hücum ettığini söylerken, bu dağlardan ateş fışkırmakta olduğunu da kayd eylemiştşr. Malum olduğu üzere, Bakû havalisinde ara sıra alevler fışkıran “Binakadı” [ Azerbaycan’da “Binegedi” denilmektedir.(Naş.)] yanardağından ma’ada, yerden çıkan tabiî gazlar vardır ki bunlardan en meşhuru “Surahanı” ateşgedesi ile “Şubanı Ahgerme”sidir. ( M.E.)

*[8] Ermeni müverrihlerinin yazdığına göre V. asr-ı miladînin ortalarında II. Yezdgerd’e karşı isyan eden Mamikonyan Kür nehri sahilinde, Şemkîr havalisinde bir yerde İran orduları üzerinde ihraz ettiğî galebesini ancak bu suretle temin eylemiştir. (M.E.)

*[9] Bu husuta Zeki Velidi Bey’in makalesine müracaat oluna: “Yeni Kafkasya”, sene 4, nr. 10.

*[10] Hurremiye mezhebini meşhur mü’essisi Babek’in isyanını yatırmakla maruf Afşın’ın badehu bütün nüfuz ve hizmetlerine rağmen, halife tarafından idam ettirildiği merakı mucip hadiselerdendir. Müvverrihlerden bir kısmı, bu nekbeti Afşın’ın bu tarafında müstakil bir Türk hükûmeti tesisine kalkıştığı ile izah ederler. Böyle bir fikir ancak buralarda kendilerine isnad edilecek kuvveti bir Türk unsurunun mevcudiyetiyle kabil-i tasavvur olabilirdi. Afşın gibi Emir Boğa’nın da Hazarlarla münasebetdâr olduğu rivayet edilmektedir.(M.E.)